Evin mutfağı orta büyüklükteydi. Bir tane büyük penceresi vardı. Güneş ışığı da giriyordu, kuş cıvıltıları da.. Baharda çiçek kokuları bile giriyordu. Yerde açık renkli bir kilim seriliydi. Buzdolabı ve fırın duvarda kendilerine ayrılmış yerde, zararsız bir şekilde duruyordu. Pencerenin hemen önünde dört kişilik bir masa vardı. Üzerinde bir menekşe yaşıyordu.
Kadın terlikleriyle mutfağa girdiğinde, ilk işi bulaşık olup olmadığını kontrol etti. Uyku sersemliğini üzerinden atmaya çalıştı ama başaramadı. Akşamki tartışma aklına geldi, yüzünü buruşturdu. Bir taraftan buz dolabından peyniri çıkarıyor, bir taraftan da zeytin kavanozunun camından zeytinlere bakıyordu. “Bu sabah için yeter!” diye düşündü. Kapağı kapattı. Çekmeceyi açıp, bir bıçak aradı peynir için. İşte o anda fark etti. Çekmecenin içi pırıltılarla doluydu. Sanki içeride başka bir güneş daha vardı. Dikkatli baktığında bir kaşık ile bir çatalı göz göze yakaladı. Biri kaşıkların arasından bir diğeri çatalların arasından birbirlerine bakıyorlardı.
Kadın terlikleriyle mutfağa girdiğinde, ilk işi bulaşık olup olmadığını kontrol etti. Uyku sersemliğini üzerinden atmaya çalıştı ama başaramadı. Akşamki tartışma aklına geldi, yüzünü buruşturdu. Bir taraftan buz dolabından peyniri çıkarıyor, bir taraftan da zeytin kavanozunun camından zeytinlere bakıyordu. “Bu sabah için yeter!” diye düşündü. Kapağı kapattı. Çekmeceyi açıp, bir bıçak aradı peynir için. İşte o anda fark etti. Çekmecenin içi pırıltılarla doluydu. Sanki içeride başka bir güneş daha vardı. Dikkatli baktığında bir kaşık ile bir çatalı göz göze yakaladı. Biri kaşıkların arasından bir diğeri çatalların arasından birbirlerine bakıyorlardı.
Kadın şaşırdı. “Nasıl anlaşabilirler ki? Nasıl birbirlerine aşık olabilirler ki? Farklı dünyalara aitler… Nasıl olur bu?” diyerek çekmeceyi açık bıraktı ve sandalyelerden birine oturup izlemeye koyuldu.
BEN DE UFAK KAHVALTI ÇATALI İLE TATLI KAŞIĞININ NERDEN GELDİĞİNİ MERAK EDERDİM ..!

Çatal diğer çatalların arasından sivri sivri sırıtıyordu. Kaşık ise utanarak çatala bakıyordu. Neredeyse kıkırdıyordu. Bazı kaşıklar bu durumu tasvip etmediği için arkasını dönmüştü. İyi ki küçük çay kaşıkları başka bir bölmedeydi de, bu utanç verici kur olayını görmüyorlardı. Bazı kaşıklar büyük kepçelere haber vermişti ama onların daha büyük sorunları olduğu için ilgilenmemişlerdi bile.
Kadın daha dün akşam aynı çatal ve kaşığı yemekte kullandıklarını hatırladı. Kocasıyla tartışırlarken, çatal ve kaşığı sürekli birbirine çarpmıştı sinirinden. Acaba bu aşk o zaman mı ortaya çıkmıştı. “Acaba ben mi başlattım bu aşk kıvılcımını?” dedi kendi kendine. “İmkansız böyle bir aşk… Kaşık hep alttan alır, çatal ise hep üstte yer alır. Biri ne kadar yuvarlak ve zararsız hatlara sahipse, diğeri o kadar sivri ve zararlı. Biri dökmemeye çalışırken, diğeri mutlaka döker, saçar. Biri topladıkça, diğeri dağıtır parçalar… Bu aşk imkansız …”
Kadın, bu sefer kocası ile kendine çevirdi düşüncelerini. Kocası aynı çatal gibiydi. Sivri dilli, karizmatik, saldırıya hazır. Ama ilk tanıdığında bu görünümünden etkilenmişti zaten. Uzun ve zayıf hali içini gıcıklamıştı. Yanında güven duyuyordu. Korunduğunu hissediyordu. Kendisine hiç kimse zarar veremezdi, kocası onu korurdu. Bir iki hafta sonrasında, balık etli olduğundan ‘tombalağım’ diye seslenir olmuştu kendisine. Ne çok hoşuna giderdi. Uzun süredir böyle seslenmiyor, diye düşündü. Gerçi kendisi de kocasına eskisi gibi davranmaz olmuştu. Neydi kaybettikleri?…
Kadın, bu sefer kocası ile kendine çevirdi düşüncelerini. Kocası aynı çatal gibiydi. Sivri dilli, karizmatik, saldırıya hazır. Ama ilk tanıdığında bu görünümünden etkilenmişti zaten. Uzun ve zayıf hali içini gıcıklamıştı. Yanında güven duyuyordu. Korunduğunu hissediyordu. Kendisine hiç kimse zarar veremezdi, kocası onu korurdu. Bir iki hafta sonrasında, balık etli olduğundan ‘tombalağım’ diye seslenir olmuştu kendisine. Ne çok hoşuna giderdi. Uzun süredir böyle seslenmiyor, diye düşündü. Gerçi kendisi de kocasına eskisi gibi davranmaz olmuştu. Neydi kaybettikleri?…
Evlilikleri boyunca kendisi hep toplamıştı, kocası dağıtmıştı. Kendisi ne kadar alttan alırsa, kocası bir o kadar üste çıkıyordu. Suçlu olsa da olmasa da..
Tartışmak, küsmek istemiyordu.. Bu çatal ve kaşık gibi olmalarını istiyordu tekrar. Birbirlerini tamamlamak, birinin yetmediğinde diğerinin yardıma gelmesi, birinin sivriliklerini diğerinin yumuşaklığıyla kapatmak.. İşte bunlardı istediği evlilikten.
Kaşık ve çatalı izliyordu kadın elleri çenesinde. Kocasının mutfağa geldiğini, kapının eşiğinden kendisini izlediğini fark etmemişti. Kocası yüzünde masum bir gülümseme ile bakıyordu. “Tombalağım, nereye bakıyorsun?” diye sordu yumuşak bir sesle. Kadın başını çevirdi kocasına, o da gülümsedi.” Hiç” dedi. “Biliyor musun? Bir kaşık bir çatala aşık olabilir her şeye rağmen. Yeter ki, o aşkı içlerinde hep hissetsinler.” İkisi de güldüler. Birbirlerine sarılıp, kahvaltıyı birlikte hazırladılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder