Translate

5 Mayıs 2026 Salı

HAPPY HIDRELLEZ

You’ve timed this perfectly—since today is May 5th, we are officially on the eve of one of the most vibrant and ancient celebrations in the Balkans and Anatolia.
​Hıdrellez marks the arrival of spring and the awakening of nature. According to tradition, it is the day when Hızır (the protector of land and helper of those in need) and İlyas (the protector of the seas) meet on Earth.
​If you’re looking to get into the spirit of the holiday, here is a quick guide to the traditions happening right now:
​1. The Rituals of Luck and Abundance
​Tonight is the night most people perform their "magic." Here’s what’s usually on the agenda:
​The Rose Tree Ritual: People draw their wishes (a house, a car, a wedding ring, a plane ticket) on a piece of paper or shape them out of stones/clay under a rose tree. It’s believed Hızır visits these spots to grant the wishes.
​The Jar of Fortune (Kısmet Açma): In many villages, items like rings or earrings are placed in a jar of water. Tomorrow, someone will pull them out while reciting verses to predict the future.
​Burying Money: Some bury coins at the foot of a rose tree to ensure financial abundance for the coming year.
​2. Fire and Water
​Jumping Over Fire: This is the most iconic image of Hıdrellez. Jumping over a small bonfire three times is said to ward off sickness and "burn away" the misfortunes of the previous year.
​Washing with Morning Dew: Tomorrow morning (May 6), it’s tradition to wash your face with fresh spring water or even walk barefoot on the dewy grass to stay healthy.
​3. Food and Nature
​Eating fresh lamb or medicinal herbs gathered from the fields is a big part of the feast. It represents the "freshness" and vitality of the new season.
​Are you planning to make a wish tonight?
​If you have a rose tree nearby, you're halfway there! Just remember to draw clearly—Hızır is a busy guy tonight and appreciates a specific blueprint.

25 Mart 2026 Çarşamba

SAVARONA YATI VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

24 MART 1938 - Devlet tarafından Cumhurbaşkanı için satın alınan Savarona yatına, İngiltere'nin Southampton limanında bayrak çekme merasimi. Törende Londra Büyükelçimiz Fethi Okyar da hazır bulunmuş, yat teslim alınışını takiben Hamburg'da inşa edildiği fabrikada bakımdan geçirilip bazı değişiklikler yapıldıktan sonra 22.5.1938 günü buradan hareketle 1.6.1938'de İstanbul'a gelmiştir.

SAVARONA’NIN BİLİNMEYEN HİKAYESİ

Alman kökenli mühendis John A. Roebling tel kablonun mucidiydi. Bu nedenle göç ettiği Amerika’da dünyanın en büyük tel kablo üreticilerinden biri oldu. Telgraf telleri, elektrik telleri, köprü telleri, gemi ve asansör telleri üretip sattı.
Amerikalı zengin mühendisin bir hayali vardı; Brooklyn ile Manhattan’ı birbirine bağlayacak köprü yapmak.
1865’te kolları sıvadı; köprü projesini kendi çizdi. Gerekli girişimleri yapıp teklifini kabul ettirdi. Fakat talihsizlik; köprünün yerini tespit çalışmaları sırasında geçirdiği kaza sonucu 1869’da öldü.
Oğlu Washington Roebling, babasının hayalini hayata geçirmek için inşaatın başına geçti. Yine bir talihsizlik, köprü kulelerinin inşa edileceği su altı odalarında çalışırken vurgun yedi ve yatalak oldu. Ancak babasının hayalini gerçekleştirmek için inşaatı bırakmadı; eşi Emily Warren Roebling yardımıyla köprüyü 1883’te bitirdi.
Savarona’nın ilk sahibi Emily Margaret Roebling, işte Brooklyn Köprüsü’nü inşa eden bu çiftin kızıydı…

İLK SAHİBİ “OKYANUSYA ÖTESİ”
PENNSYLVANIA’DAN

Pennsylvanialı Richard McCall Cadwalader, Princeton Üniversitesi mezunu başarılı bir bankacıydı. Müziğe kabiliyetliydi ama onu asıl merakı denizcilikti.
Roebleingler’in kızı Emily Margaret ile evliydi.
Emily Margaret Cadwalader da kocası gibi denizi seviyordu. Yatlara düşkündüler. Yatlarıyla dünyanın birçok yerini gezdiler. O yıllar Amerikalı zenginler arasında dünyayı turist olarak gezmek modaydı.
Cadwalader çiftinin 1926’da yaptırdıkları yatlarının adı, Savarona’ydı.
Savarona; Hint Okyanusu’nda yaşayan bir Afrika kuğusunun adıydı.
Cadwalader çifti ikinci yatlarını 2 yıl sonra, 1928’de inşa ettirdi. İlginçtir, ona da Savarona adını verdiler.
Ve üç yıl sonra 1931’de yaptırdıkları, dünyanın en büyük özel yatına da Savarona adını koydular.
İşte bugün gündemimize -ne yazık ki fuhuş baskınıyla gelen- Savarona bu Savarona’ydı!
Almanya’nın ünlü Blohm und Voss tersanesinde inşa edilen ve Hamburg’ta denize indirilen Savarona, 124.3 metre gövde uzunluğuyla dünyanın en büyük yatıydı.
Savarona’nın denize indirilişi hayli görkemli oldu. Time, The New York Times, Chicago Tribune gibi dünya basını Savarona’ya çok ilgi gösterdi.
Ancak Savarona’nın ABD’ye girişi sorunlu oldu. Amerika yatın yapım gideri kadar gümrük ve kayıt parası istedi. Bu da yaklaşık 3 milyon dolar tutarındaydı.
Cadwalader çifti parayı ödemek istemedi. Savarona geldiği yolu izleyerek tekrar Hamburg’a döndü.
Savanora Almanya’ya dönmüştü ama kurtuluşu yoktu. Çünkü Amerikan vergi memurları Savarona’nın peşini bırakmadı. Cadwalader çiftini vergi kaçırmakla itham ettiler. İddiaya göre çift, daha az vergi vermek için Savarona’yı şirket malı gibi göstermişti.
Dava sürerken, yetmezmiş gibi Emily Margaret Cadwalader geminin çarkçı başına aşık oldu. Yatın en üst katındaki odasından, üç kat aşağıdaki çarkçı başının odasına giden özel bir merdiven yaptırdı. Gizlice buluşuyorlardı. Ve sanıyorlardı ki 80 küsur personelin bu aşktan haberleri yok. Olay, Richard McCall Cadwalader’ın kulağına gitti. Aile faciası son anda önlendi.
Savarona Cladwalader ailesine uğurlu gelmemişti. Şubat 1937’de gemiyi satılığa çıkardılar.

ATATÜRK ÇOK KIZDI

Tarih 4 Eylül 1936.
Yer İstanbul.
Atatürk’ün canı bir olaya çok sıkkındı.
O gün, İstanbul’a gelen İngiliz Kralı 8’inci Edward’ın şerefine Moda koyunda yelken yarışı düzenlendi.
Atatürk yarışı Kral Edward’la birlikte yaşlı Ertuğrul yatında izledi. Fakat Ertuğrul manevra yaptıkça etrafa yağlı kurum yağdırdı. Edward, beyaz elbisesine konan kurumu üfledikçe elbisesi daha da berbat oldu. Atatürk’ün canı sıkıldı; durumu kurtarmak için, “Majeste bu yat epey zamandır çalışmadığı için, kazanları ısınıncaya kadar bu kurumlar bizi rahatsız edecektir” dedi ve Kral’ın koluna girerek bitişikteki İngilizlerin görkemli kraliyet yatına geçtiler.
Atatürk akşam yemeğinde yanındakilere, “Efendim medeniyet iddiası lafla olmaz, Bu iddiaya girenlerin her malzemesi her hususta tamam olmalıdır. Yoksa insan işte böyle kepaze olur.”
Kuşkusuz…
Bir tek bu olay Savarona’nın alınma sebebi değildi.
Bir başka neden de Atatürk’ün sağlığıyla ilgiliydi. Atatürk’ün hastalığı ağırlaşıyordu. Doktorları, deniz havasının Atatürk’e iyi geleceğini söylüyorlardı.
Savarona bir umuttu; umudun adıydı.
Ama tek başına bu da Savarona’nın alınmasının nedeni değildi.
Gözden kaçan bir olgu var:
Atatürk hayatının son döneminde genç Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz işleriyle çok alakalıydı. O dönemde neredeyse sadece Denizbank’ı kurdurmak, Türk deniz ticaret filosu oluşturmak, Deniz kuvvetlerini güçlendirmek gibi projeler üzerinde çalışıyordu. O yıllarda Almanya’ya Sus, Trak, Marakaz, Etrüsk gemilerinin sipariş edilmesinin sebebi de buydu.
Bunların tümü Savarona’nın alım nedeniydi.

HİTLER, SAVARONA’YI SATIN ALDI MI

Atatürk Savarona’nın fotoğraflarını görünce çok beğendi. Berlin Büyükelçisi Haydar Apak Cadwalader ailesiyle temasa geçti. Ardından Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü Hasan Rıza Soyak başkanlığında bir komisyon kuruldu. Heyet Almanya’ya gitti. Tercümanları ise Atatürk’ün manevi evladı Abdurrahim Tunçak idi.
Ayrıca incelemeler yapması için de Sakarya gemisi motor makinisti Adil Aşıroğlu görevlendirildi. Çünkü Savarona 5 yıldır Hamburg limanına demirliydi. Bazı tamiratların yapılması elzemdi.
Fakat Türk heyetini bekleyen bir sürpriz vardı.
Savarona’nın alımında karşılarına bir engel çıktı: Adolf Hitler!
Hitler, Savarona’yı Alman denizaltıları için ana gemi olarak kullanmak istiyordu. Kimi iddialara göre Savarona’yı satın almışlardı. Sadece devir işlemleri yapılmamıştı.
İşte tam bu sırada Türkiye teklifini vermişti. Yani araya giren Hitler değil, Türkiye idi.
Almanya ile Türkiye Savarona yüzünden karşı karşıya geldi. Atatürk geri adım atmaya yanaşmadı. Sonunda Hitler Savarona’dan vazgeçti. Niye?
Bir iddia; Hitler, Savarona’yı Atatürk’ün çok istediğini duyunca almaktan vazgeçti. Çünkü Atatürk’ün askerliğine hayrandı ve Atatürk’ün hastalığını biliyordu. Kim bilir belki de, Avrupa’yı işgale hazırlanırken Atatürk gibi bir askeri karşısına almak istemiyordu.
İkinci iddia ise, Cadwalader ailesi, Hitler’in Savarona’yı hangi amaçla istediğini anladılar ve kuşkusuz ABD’nin dayatmasıyla satmaktan vazgeçtiler.
Neyse, Türkiye sonunda Savarona’yı 23 Şubat 1938’de resmen aldı. Ödenen para 1 milyon 200 bin dolar idi.
Ve Savarona 1 Haziran 1938’de Dolmabahçe önüne demirledi. Atatürk çok heyecanlandı ve hemen Dolmabahçe’den Acar motoruyla yata gitti. Çok beğendi. Yata “Güneşdil” adının verilmesine karşı çıktı; Savarona adı güzeldi; “öyle kalsın” dedi.
Savarona’da ilk emrini Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu’ya verdi; “Nuri oğlum, kitaplarımı getirdin mi? Hepsini kamarama muntazam koy, herhalde pek dışarı çıkmayacağım için bol bol okuma fırsatım olacak.”
Savarona’yı görünce sevinci ve heyecanını saklayamayan Atatürk, Savarona’da sadece 56 gün yaşadı. Evet, iki ay bile değil.
İlk günler rahatsızlığı hafifler gibi oldu. Fakat daha sonraki günler, -kendisine o kadar iyi bakmasına, perhizlerine harfiyen uymasına rağmen- iki kez kriz geçirdi.
Hastalığı artınca, 25 Temmuz gece yarısı saat 01.00’de Dolmabahçe’ye nakledildi. Bir daha Savarona’ya hiç gidemedi.
Ve ne yazık ki Savarona, Atatürk’e derman olmadı; uğurlu gelmedi.

İDRAR TUTMAK



Genç iken idrar, yaşlılıkta ise idrar tutmamak.
İste bütün mesele bu.

İşin sadece fizyolojisinden bahsedersem, patolojisini atlamış olurum.Kolay olanı zorlaştırmak bizim elimizde.

Çocukluk,gençlik dönemlerimizde tuvalet ihtiyacımız olmasına rağmen, idrarı tutarız.

Bakın mesane ile prostat arasında sfenkter kaslar yani kapak vardır.
Mesane dolunca beyne ikaz gider. 10 dakika içince lavaboya git diye uyarmasına rağmen, idrarı tutarsanız, mesane genişler.
Kapak hassasiyetini kaybeder.
Sonuç ise,mesanede resüde idrar kalır. Bu idrar böbreğe geri dönerek nefrite sebep olabilir.Ayrıca mesane içinde kalan idrarda bakteriler yuva yaparlar.Mesane ve idrar yolları hastalığına sebep olurlar.
Bu durum kadınlarda anatomik nedenlerle daha fazla olur.

Fizyolojiye cevap vermeyen,patolojik hastalıklara katlanmak zorunda kalırlar.

İdrar uyarılarına dikkate alınız.Gençlikte tutulan idrar,yaşlılıkta İDRAR KAÇIRMALARINA sebep olur.
Bu sebeple insanlar namaz ibadetini yerine getiremiyorlar.

Gençlikte idrarını tutma ki,yaşlılıkta sık Lavaboya gitme ihtiyacı duyma. 
Bunun için ilaça gerek yok.
Tababet,bilim ve tecrübelerle hayat boyu sağlıklı yaşam demektir..

Sağlıkla kalın..

Prof.Dr.Ali KOÇLU Em.Öğretim Üyesi

8 Mart 2026 Pazar

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

8 Mart 1857'de ABD'nin New York şehrinde 40 bin kadın dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları, eşit ücret ve daha kısa çalışma saatleri için greve gitti; polis saldırısı ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi sonucu çıkan yangında 129 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti, bu trajedi Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün temelini oluşturdu. 

Olayların Detayları:
  • Grevin Nedeni: New York'taki tekstil fabrikalarında çalışan 40.000 kadın işçi, uzun çalışma saatleri (günde 16 saat) ve düşük ücretlere karşı direnişe geçti. 
  • Polis Müdahalesi: Grev sürerken polis işçilere saldırdı ve onları fabrikaya kilitledi.
  • Trajik Yangın: Kilitli fabrikada çıkan yangın, işçilerin kaçmasını engelledi ve çıkan olayda 129 kadın işçi yaşamını yitirdi. 
  • Sonuç ve Anlamı:
  • Bu olay, kadın işçilerin hak arayışında karşılaştığı acımasızlığı gözler önüne serdi. Bu olayın anısına, 1910'da Kopenhag'da Clara Zetkin'in önerisiyle 8 Mart "Dünya Kadınlar Günü" olarak kabul edildi, 1977'de Birleşmiş Milletler tarafından da bu gün resmileştirildi. Bugün, kadınların eşit haklar ve adil çalışma koşulları için mücadelesini simgelemektedir. 

26 Şubat 2026 Perşembe

DÜNYA ATMOSFERİNİN KATMANLARI

Dünya'nın atmosferi beş birincil katman halinde yapılandırılmıştır, her biri yaşamı korumak ve doğal ve insan aktivitelerini desteklemek için gerekli. Yüzeyden yaklaşık 12-18 kilometreye uzanan troposfer, hava durumunun oluştuğu ve insanların ve çoğu uçağın çalıştığı yerdir. Üstünde, stratosfer 50 kilometreye kadar uzanır ve zararlı ultraviyole radyasyonu absorbe eden ve canlı organizmaları koruyan ozon tabakasını içerir.

Mezosfer yaklaşık 80–90 kilometreye kadar yükselir ve çoğu meteor yere ulaşamadan yandığı bir kalkan görevi görür. Bunun arkasında termosfer uzanır, auroraların parladığı ve birçok uydunun yörüngesindeki son derece ince ama çok enerjili gazların olduğu bir bölge. En dıştaki exosfer yavaş yavaş uzaya karışıyor.

Bu katmanlar birlikte sıcaklığı düzenler, tehlikeli radyasyonu engeller, iletişim sistemlerini etkinleştirir ve yaşam için gerekli koşulları korur. Yapıları Dünya'yı daha geniş uzay ortamına bağlayan dinamik bir koruyucu zarfı oluşturuyor.

Kaynak: NASA, NOAA atmosferik bilim kaynakları.

13 Şubat 2026 Cuma

İNGİLİZ KEMAL

“Ünlü Türk Casusu:
İngiliz Kemal
Gerçek adı:
Ahmet Esat Tomruk
Aynı zamanda 1932'ye kadar da Türkiye hafif siklet boks şampiyonumuzdur.
Sert yumruklarından ötürü 'Tomruk' soyadını almıştır.
Her Türk gencinin tanıması gereken, İngiliz Kemal lakaplı Ahmet Esat Tomruk, İstiklal Madalyası'yla ödüllendirilen, yakalandığında türlü işkencelere rağmen asla Türkçe konuşmayan bu vatan evladı TBMM'nin kendisine bağladığı aylığı dahi almayarak yaşama gözlerini yoksulluk içinde yummuştur.
Sarışın ve mavi gözlüdür.
Galatasaray Lisesi'nde ve İngiltere'de okudu. Boks şampiyonuydu.
Ortalama İngiliz'den daha iyi İngilizce konuşuyordu.
Babası öldüğünde, Ahmet Esat Tomruk 5 yaşındaydı.
Fransızca, Rumca, İtalyanca ve İngilizce bilir. Teşkilat-ı Mahsusa üyesidir.
Ahmet Esat Bey, İngiliz Sahra Hapishanesinde işkence görmüş ama Türk olduğunu ve görevini asla söylememiştir.
Kaçtıktan sonra Biga'da Kuva-yi Milliyeciler'e sığınmıştı. Bu arada ona ‘İngiliz Kemal’ adı takılmıştır.
Kurtuluş Savaşında Genelkurmay İstihbarat Şubesi'nde görevlendirilmiştir.
Albay İsmet Bey'in huzuruna çıkarılan Ahmet Esat, burada tabanca, bayrak ve Kur'an üzerine elini koyarak sadakat yemini etmiştir.
Görevi Yunan ordusu karargahına girip gerekli bilgileri toplamaktır.
Antalya'dan Rodos'a geçer
Burada kendini Amerikalı gazeteci olarak tanıtır. Kumardan, hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlar.
Ahmet Esat Bey'in İzmir'deki hayatı bonkör bir Amerikalı gibi geçmiştir. Ahmet Esat Bey, üst düzey Yunan subaylarıyla da samimiyetini arttırmış hatta onların en gizli toplantılarına dahi katılmış, aldığı bilgileri İzmir'deki kendisi gibi görevli bulunan Uşaklı Alaattin Tiritoğlu vasıtasıyla Antalya Mutasarrıfı Aşir Bey'e aktarmıştı.
Ancak bir süre sonra ihbar sonucu yakalanmıştı. Fakat o, bu tutukluluk dönemi sırasında hiçbir şekilde Türkçe konuşmayarak kimliğinin meçhul kalmasını sağlamıştı.
Hatta Yunan hakimler bile onun Amerikalı olduğuna kanaat getirmişlerdi.
Yunan ileri harekatı başlayınca Ankara'ya giden İngiliz Kemal, Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) Bey ve Fevzi Paşa tarafından da kabul edilmiştir.
Anadolu'ya geri döndüğünde ona yeni bir görev verilir ve Batı Trakya'ya gönderilir. Burada o esnada Yunan ordusunun hizmetindeki Ermeni General Antranik'in karargahına sızmayı başarır ve çok değerli bilgileri Ankara'ya ulaştırır.
Savaştan sonra bu kahraman vatan evladı Ahmet Esat Tomruk namı diğer İngiliz Kemal İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir ve 14 Şubat 1966’da derin izler bıraktığı bu dünyadan sessizce ayrılır.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.🤲🇹🇷
Alıntıdır.