Translate

18 Temmuz 2026 Cumartesi

TELGRAFÇI HAMDİ BEY

İstanbul işgal edildiğinde, düşman askerlerinin namluları altında canı pahasına telgraf tuşlarına basarak "Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya iletin" diyen ve Anadolu ihtilalini dünyaya duyuran kahraman Telgrafçı Hamdi Bey’dir. 🇹🇷

Manastırlı Hamdi Bey, 1891 yılında Manastır’da dünyaya geldi. Genç yaşta telgraf memurluğu eğitimini tamamlayarak Osmanlı Devleti’nin en stratejik haberleşme ağlarında görev aldı. I. Dünya Savaşı’nın ardından İstanbul’un fiilen işgal edildiği o karanlık günde, Sirkeci’deki Büyük Postane’de görev başındaydı.

16 Mart 1920 sabahı, İngiliz askerleri postane binasını basıp arkadaşlarını şehit ederken Hamdi Bey, hayatını hiçe sayarak gizli telsiz hattının başına geçti. Parmakları titreyerek, Ankara’daki Mustafa Kemal Paşa’ya harf harf şu mesajı yazdı: "İngilizler burayı bastı... Şu anda Harbiye nezaretini işgal ediyorlar... Her an burası da kesilebilir, vatan sağ olsun."

Bu telgraf sayesinde Anadolu, İstanbul’un işgalinden anında haberdar oldu ve kurtuluş mücadelesinin planları erkenden devreye sokuldu. Savaş boyunca telgraf hatlarını can damarı gibi koruyan Hamdi Bey, zaferden sonra İstiklal Madalyası ve bizzat Atatürk tarafından verilen takdirnamelerle onurlandırıldı.

Manastırlı Hamdi Bey, evliydi. Hayatının geri kalanını büyük bir sessizlik ve mütevazılık içinde geçirerek 9 Aralık 1945'te vefat etti. Bir telgraf tuşuyla milletin kaderini değiştiren bu vatan evladının ruhu şad olsun.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

TÜM GENERAL DANİŞ KARABELEN

"Kıbrıs'ta tek bir Türk kalmayacak" diyen Rum katliamcılarına karşı Gizli bir sivil örgüt kurup adanın kaderini değiştiren, Özel Kuvvetlerimizin kurucusu efsanevi komutan 🇹🇷 TÜMGENERAL DANİŞ KARABELEN🇹🇷

1950'li yılların ortaları... Kıbrıs'ta EOKA terör örgütü, soydaşlarımızı adadan tamamen kazımak için kanlı katliamlara başlamıştı. Ankara’da devlet aklı en gizli toplantısını gerçekleştirdi. Görev, Seferberlik Tetkik Kurulu'nun (bugünkü Bordo Bereliler/Özel Kuvvetler) başındaki isim olan Daniş Karabelen'e verildi.

Karabelen, tamamen gizli tutulan, resmiyette var olmayan efsanevi Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) sıfırdan kurdu. Rütbelerini, üniformalarını bir kenara bırakan Türk subaylarını; öğretmen, müfettiş, işçi kimlikleriyle adaya sızdırdı. Rum istihbaratının burnunun dibinde, Kıbrıs Türkünü birer çelik kaleye dönüştürdü. Gece karanlığında takalarla adaya silah sevk edilmesini bizzat yönetti. Kıbrıs Barış Harekâtı’na giden yolu kanla, akılla ve sarsılmaz bir sabırla döşeyen bu şanlı general; Mavi Vatan’daki ve Yavru Vatan’daki Türk egemenliğinin gizli ve ölümsüz mimarıdır!

11 Temmuz 2026 Cumartesi

APOLYONT KİRAZI

Napolyon kirazı diye Bir kiraz cinsi yoktur.
Napolyon kelime itibari ile 1769-1821 yılları arasında yaşamış Fransız bir asker, politikacı ve bir dönem Fransa’ya İmparatorluk yapmış kişinin ismidir. Kiraz ile uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur.
Telaffuz karışıklılığı ile Apolyont Kirazı’na Napolyon Kirazı denmiştir. Apolyont şimdiki adı Uluâbâd Gölünün etrafı yüzyıllardır koyu kırmızı renkli, iri ve etli Kiraz ağaçları ile çevrilidir.
Ülke genelinde Ağızdan ağıza ismi değişerek gelen Napolyon Kirazı’nın kelime itibari ile gerçek ismi Apolyont Kirazıdır.
Gelin bizim ve bizde olan kirazımızın ismini doğru telaffuz edelim.
Bu cins kirazımıza Atalarımızın dediği gibi APOLYONT KİRAZI diyelim.

9 Temmuz 2026 Perşembe

VECİHİ HÜRKUŞ

Kendi ürettiği uçakla izinsiz uçtuğu için cezalandırılan, "Kanatlarımı kırsanız da ben yine uçacağım!" diyerek Türk havacılık tarihini tek başına inşa eden dahi pilot VECİHİ HÜRKUŞ'TUR 🇹🇷

Vecihi Hürkuş, 1896 yılında İstanbul'da doğdu. I. Dünya Savaşı'nda bir Rus uçağını düşürerek "tarihteki ilk Türk avcı pilotu" unvanını aldı. Esir düştüğü adadan yüzerek kaçacak kadar çılgın, göklere aşık bir kahramandı.

Kurtuluş Savaşı'nın ardından en büyük hayalini gerçekleştirmek için kolları sıvadı. 1925 yılında, tamamen yerli imkanlarla Türkiye’nin ilk uçağı olan "Vecihi K-VI"yı üretti. Ancak ödüllendirilmesi beklenirken, izinsiz uçuş yaptığı gerekçesiyle cezaya çarptırıldı. Bürokratik engellere, imkansızlıklara ve köstek olanlara inat hiçbir zaman vazgeçmedi; ilk sivil havacılık okulunu açtı, onlarca pilot yetiştirdi. O, bu toprakların gökyüzündeki bağımsızlık mücadelesinin en sert ve en dahi ismi oldu.

5 Temmuz 2026 Pazar

HASAN TAHSİN - İlk Kurşun

Koca bir şehrin sustuğu, işgal ordusunun yürüdüğü o gün "Yürüyorlar, boyun mu eğeceğiz!" diyerek kalabalığın arasından fırlayıp ilk kurşunu sıkan korkusuz gazeteci HASAN TAHSİN'DİR 🇹🇷

Hasan Tahsin (Osman Nevres), 1888 yılında Selanik'te doğdu. Paris'te siyasal bilimler eğitimi aldıktan sonra Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde gizli görevlerde yer aldı. İzmir'de çıkardığı "Hukuk-u Beşer" gazetesiyle emperyalizme karşı kalemini silah gibi kullandı.
15 Mayıs 1919 sabahı, Yunan işgal askerleri İzmir Kordon boyuna çıkıp şehri teslim almaya başladığında, halk çaresizlik içindeydi. Herkesin sustuğu o kırılma anında, Hasan Tahsin kalabalığın arasından sıyrılarak işgal yürüyüşünün en önündeki bayraktarı tek kurşunla yere serdi. Attığı bu ilk kurşun, Anadolu'da yanacak olan Kurtuluş Savaşı meşalesinin ilk kıvılcımı oldu. Saniyeler sonra şehit edilmesine rağmen, gösterdiği bu tarihi başkaldırı Türk milletinin asla esir alınamayacağını tüm dünyaya ilan etti.
ALINTIDIR. 78

HALİL KUT - Kut'ül Amare

🇹🇷Kut'ül Amare Fatihi / Halil Kut Paşa🇹🇷

İngiliz ordusunu generalleriyle birlikte esir alan, Rüşvet olarak teklif edilen milyonlarca altını elinin tersiyle itip "Tarihe altın harflerle geçeceğiz!" diyen Kut Kahramanı HALİL KUT PAŞA'DIR 🇹🇷

Halil Kut, 1881 yılında İstanbul’da doğdu. Harp Akademisi’ni bitirdikten sonra Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda Osmanlı ordusunun en ön saflarında çarpıştı. I. Dünya Savaşı'nın en parlak zaferlerinden birine imza atacak olan askeri dehaydı.

1916 yılında Irak Cephesi'nde, Kut'ül Amare bölgesinde İngiliz tümenini kuşattı. İngiliz generali Townshend, kuşatmayı kaldırması karşılığında Halil Paşa’ya milyonlarca sterlin rüşvet teklif etti. Bu teklifi sert bir dille reddeden Halil Paşa, İngiliz ordusunu açlık ve sefalet içinde bırakarak teslim olmaya zorladı. 13 general, 481 subay ve 13 binden fazla İngiliz askerini esir alarak Britanya tarihinin en büyük askeri hezimetini yaşattı. Soyadı kanunu çıktığında Atatürk tarafından kendisine bizzat "Kut" soyadı verildi.alıntı.

DELİLİK...!

2 Temmuz 2026 Perşembe

AŞİYAN AŞIKLARI...

*İSTANBUL AŞİYAN MEZARLIĞI YOLUNDAN GEÇERKEN NEDEN 3 KERE KORNA ÇALINIR?BİLİRMİSİNİZ?*
Okuyalım...

Delikanlının biri gece geç saatlerde Aşiyan mezarlığının önünden geçerken, mezarlığın önündeki yıllanmış ağacın altında yere oturmuş ağlayan bir genç kız görür. 

Çok şık bir kıyafetle Aşiyanın önündeki dev ağacın altına çökmüştür kız ve hıçkırıklarla ağlamaktadır. 

Delikanlı yardım etmek düşüncesiyle kızın yanına gider, kendisini tanıtır ve neden ağladığını sorar. Kız; gözyaşları içinde  "yakın bir zamanda trafik kazası sonucu tam da bulundukları bu yolda arkadaşlarını kaybettiğini ve üzüntüsünden ağladığını" söyler. 

Delikanlı kızın yanına oturur, sakinleştirir, ayazdan korunsun diye kendi ceketiyle kızı sarmalar ve neredeyse sabaha kadar sohbet ederler. 

Sabah gün ışırken kız artık evine gitmesi gerektiğini söyler ve başka bir söz etmeden arkasını dönüp Aşiyan yokuşunu yürümeye başlar. 
Delikanlı kızı uzaktan takip eder ve evini öğrenir.

Aradan geçen günlerde delikanlı kızın etkisinden kurtulamaz. 
O gece sabaha kadar sokak ortasında geçirilen zamanda kıza âşık olduğunu fark edince daha ciddi ve resmi bir ilişki için kızla tekrar konuşmaya ve kızın ailesiyle tanışmaya karar verir. 

Kızın evine gider ve  kızı sorar...
 Kızın annesi, "sanırım bilmiyorsunuz, benim kızım vefat etti" deyince delikanlı çok şaşırır. 
Bir kaç gece önce yaşadıklarını anlatır.
 Evin hanımı onu dinlerken bayılır. 
Evin beyi ile kendine getirirler kadını. 
Ayılırken "imkansız benim kızım öldü" diye bağırır kadın.

 Delikanlı yaşadığına mı, anlatılana mı inanacağını şaşırmış durumda şok geçirir.
 Herkes biraz daha sakinleştiğinde baba anlatır.

"Kızım 2 yıl kadar önce arkadaşlarıyla eğlenmeye çıktığı gece eve dönerken, yolun aşağısında arkadaşlarıyla bir trafik kazası geçirdi. 3 kişiydiler ve hepsi öldü".

Delikanlı inanamaz.
 İnatla "geçen gece onunla tanıştım" der ve üzerindeki kıyafeti tarif eder. 
Bu kıyafet kızın öldüğü gece üstünde bulunan kıyafettir. 
Kalabalık bir fotoğrafta kızın resmini görür ve  'işte bu' der...

Anne ve baba ne dedilerse kızlarının 2 sene önce öldüğüne delikanlıyı bir türlü ikna edemezler ve bunu delikanlıya ispatlamak için onu kızın mezarına götürmeye karar verirler.
Mezarın başına  gittiklerinde hepsi yeni bir şokla sarsılır...
Delikanlının o gece kızı sarmaladığı ceketi kızın mezarının üstündedir. 
Delikanlı arka arkaya yaşadığı duygusal gerilimlere daha fazla dayanamaz, kendini toparlayamaz ve sonrasında aklını kaybeder. 

Hala Aşiyan mezarlığı etrafında dolaştığı söylenen bu genci (şimdilerde 40'lı yaşlarda) oralara dolaşmaya giden herkesin görebileceği söylenir. 

Kızın annesi mezardan sonra fenalaşır ve 1 hafta kadar sonra kalp krizinden ölür. 
Geride kalan baba ise yaşarken; 'vasiyetimdir' diye muhtara, konu komşuya bir söz verdirir... 
"Bu delikanlı ve kızımı oradan geçen herkes ansın, aşklara ve inanılmaz sayılan olaylara herkes saygı duysun" der. 

Rahmetli Akrep Nalan'ın söylediği 'Aşiyan Aşıkları' şarkısına bu olayın ilham olduğu söylenir ve ayrıca bu olay nedeni ile;

* Belediye Aşiyan mezarlığının önündeki o garip yolu hiç  bozmamış ve bu ağacı kesmemiştir.

* O ağacın altına aşıkların anısına bir bank koyulmuştur..

* Ve yine bundan sebeptir ki; yıllardır insanlar Aşiyan mezarlığının önündeki o dev ağacın oradan geçerken 3 kere kornaya basarlar... 
Aşıkların anısına ve kendi aşklarının gerçekliğini kanıtlamak için...

Rahmetli Akrep Nalan söyledi bu aşkın şarkısını.

Alıntıdır