Translate

28 Ocak 2026 Çarşamba

HAYAT ANAYASASI 100 MADDE

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun,
50 yıllık hekimliğinin ve,
Bütün kitaplarının özeti,
100 maddelik Hayat Anayasası.

İLK 10
YAVAŞ YE HIZLI YÜRÜ

1- Az ve öz ye. Yükte hafif, pahada ağır şeyler tüket.
2- Yaşın ilerledikçe lokmalarını azalt, adımlarını çoğalt.
3- Yavaş ye, hızlı yürü.
4- Zeytinyağı ve tereyağına öncelik ver.
5- Yoğurt, yumurta ve balıktan vazgeçme.
6- Kahveyi değil çayı sev, ikisini de kararında tüket.
7- Bakliyat, sebze ve meyveyi ihmal etme.
8- Yeşillikleri ve baharatı ciddiye al.
9- Maydanoz, kekik, nane, fesleğen, tere, roka ve benzerlerini sofrandan eksik etme.
10- Tarçın, zerdeçal, rezene ve kırmızı biberi masanda tut.

İKİNCİ 10
YEMEKTE SU İÇME

1- Şekerden, undan, tuzdan ve kızarmış yağdan uzak dur.
2- Güvenli ve mineral zengini su iç.
3- Yemekte su içme.
4- Suyu oturarak ve ılık iç.
5- Suyuna portakal veya limon dilimleri, rendelenmiş turunçgil kabuğu ekle.
6- Kahvaltıyı atlama.
7- Akşamları az ve erken saatte ye.
8- İki öğünle beslenmeyi dene.
9- Sofradan biraz aç kalk.
10- Damak çatlatayım derken damarlarını çatlatma.

ÜÇÜNCÜ 10
BEL ÇEVRENİ İYİ GÖZLEMLE

1- Geleneksel gıdalar ve mutfaktan pek ayrılma.
2- Ev yemeklerini tercih et.
3- Sofranı kalabalık tut, masanı (ailen ve dostlarınla) büyüt.
4- 40’lı yaşlardan sonra et değil ot (bitkisel) ağırlıklı beslen, aslan değil kuzu ol.
5- 40’lı yaşlardan sonra her 10 yılda bir tabağını yüzde 5 küçült.
6- Duygusal açlığını besinlerle giderme.
7- Kilonu ve bel çevreni iyi izle.
8- Doğal, tam ve yerel besinleri tercih et.
9- Sabah egzersizlerini ihmal etme.
10- Her gün mutlaka yürü.

DÖRDÜNCÜ 10
AYAKTA KAL HAYATTA KAL

1- Her gün paslanmamak için 5 bin, kilo almamak için 7 bin 500, sağlıklı yaşlanmak için 10 bin adım atmaya çalış.
2- 30 dakikadan fazla oturma.
3- “Ayakta kal, hayatta kal” mottosunu asla unutma.
4- Mümkünse her gün 15-20 dakika güneşlen.
5- Uykundan taviz verme.
6- Erken yat, erken kalk.
7- Duasız, dileksiz ve şükürsüz yatağa girme.
8- Güne neşeli başlamaya gayret et.
9- Stresten uzak dur.
10- İşe evini, eve işini götürme.

BEŞİNCİ 10
EŞİNİ, İŞİNİ, AİLENİ ÇOK SEV

1- Hazdan kopma, keyfi bırakma ama ikisine de tutku derecesinde bağlanma.
2- Kendinle ve hayatla dalga geçmeyi bil.
3- Yüzünden gülümsemeyi, ağzından kahkahayı eksik etme.
4- Gamlı, kederli olma, “Neşeli ol ki genç kalasın” mottosunu her sabah tekrarla.
5- Kendini, işini, eşini ve aileni çok sev.
6- Aileni, ilişkilerini sağlam ve büyük tut.
7- Eşine, işine, doğaya aşk ile sarıl.
8- Eğlenceli biri ol, eğlenmeyi asla bırakma.
9- Arkadaşsız, dostsuz, komşusuz kalma.
10- Evlen, mümkünse çocuk sahibi ol.

ALTINCI 10
İLAÇLARDAN UZAK DUR!

1- Tedbiri elden bırakma, emniyet kemeri tak, kask kullan.
2- Sağlık kontrollerini ihmal etme.
3- Gereksiz ilaç kullanma.
4- Manevi şifaya zaman ayır.
5- Sıkıntılarını paylaşabileceğin insanlarla dost, arkadaş ol.
6- Doğaya dokun; rüzgârı yüzünde, güneşi teninde hisset.
7- Yaşlanmaktan korkma, yaşlılıkla kavga etme.
8- Mutlak sonu kabullen.
9- Genetik mirasını öğren, ona göre tedbir al.
10- Sadece sevince değil kedere de ortak ol.

YEDİNCİ 10
İNCİNME İNCİTME

1- Müzikten kopma.
2- Ruh ve bedenini birbirinden ayırma; beden un, ruh su; oluşan hamur ise sensin.
3- Kendine yetmeye çalış.
4- İnsaflı, hoşgörülü, gani ruhlu biri ol.
5- İncinme, incitme.
6- İhtiraslı olma.
7 Az konuş, çok dinle; anlatan değil, dinleyen ol.
8- ‘Hayır’ı ‘Evet’le eşitlemeye çalış.
9- Unutmayı ve barışmayı bil.
10- Dertleşmekten çekinme ama mızmızlanma.

SEKİZİNCİ 10
DURMA, DÜŞME ÜŞÜTME

1- Öfke, kin ve küskünlük yükünü taşıma.
2- “Az çoktur”u benimse ve her bakımdan hafifle.
3- Evrendeki her şey ve herkese saygılı ol, değerini bil.
4- Geleceği görmek için geçmişe bak.
5- Yaşın elliyi geçmişse “Durma”, “Düşme”, “Üşütme” üçlüsünü unutma.
6- Huzurun en etkili ilaç olduğunu aklından çıkarma.
7- Ruhuna fazla ışık tutma ama onunla sohbeti de unutma.
8- Eşyaya bağlanma, eksilmekten korkma.
9- Yaşlanmayı kabuğu soyup ruha inmek olarak kabul et.
10- Aşırılıktan uzak düzgün bir yaşamın olsun.

DOKUZUNCU 10
ELEŞTİRİDE KISKANÇ ÖVGÜDE CÖMERT OL

1- Tartışma, tartışsan bile uzatma ve abartma.
2- Bugünü, bu anı, şimdiyi yaşa.
3- Düne pişmanlıkla, yarına kaygıyla yaklaşma.
4- Geçmişi geçmişte bırak, geleceğe umutla bak.
5- Eleştiride kıskanç, övgüde cömert ol.
6- Tevazuyu bırakma ama övgüyü kabullen.
7- Hoş sohbet biri ol.
8- Sıradan ve sade kal.
9- Kıskanma!
10- Manevi zenginliğini çoğalt.

ONUNCU 10
‘BU DA GEÇER’ DEMESİNİ BİL

1- Gerektiğinde işi oluruna bırak. “Bu da geçer” de.
2- Evinden, köyünden, kentinden ve ülkenden kopma.
3- Mahcup, çekingen ve kararsız olma.
4- Oku, yaz, gez, dolaş, izle, yeni şeyler öğrenmeyi asla bırakma.
5- Sadelik ve sıradanlığa yönel.
6- Az sadakat bekle, çok sadakat göster.
7- Bedenini iyi dinle, verdiği sinyalleri ciddiye al.
8- Toksik olan her şeyden uzak dur.
9- Modern tıbba inan ama geleneksel tıbbı pas geçme.
10- Zamanın ve sabrın en iyi ilaç olduğunu unutma.

23 Ocak 2026 Cuma

SON YOLCULUKTA SON ZAFER...

ATATÜRK, son zaferini 'CENAZE' merasiminde yaşadı..
8 ülke, "ASKERİ TÖREN BİRLİKLERİ"ni gönderdi..
Bu dünyada bir ilk'ti...
Şöyle diyor Cevat NAZ;
"GAZİ MUSTAFA KEMAL kitabının arasından 1938 yılına ait, yani, sonradan kesilip konmuş bir gazete kupürü buldum.."
Cevat Naz, Alman gazetecinin Atatürk'ün cenaze törenini konu alan kitabını Türkçe'ye çevirir.
Tarih: 21 Kasım 1938..
Yer: Ankara..
Atatürk'ün cenazesi onun son zaferi oldu.
Cenaze töreninde tüm tezatlar susmuştu.
Türk ve Alman askerleri naaşının arkasında yürüyorlardı.
Stalin ve Hitler'in temsilcileri aynı sıradaydı.
Valencia ve Franco çelenk göndermişlerdi.
Naaşının önünde faşistler, demokratlar ve komünistler eğildiler.
Türk halkı ağlıyordu...
Ankara, bugün dünyanın şimdiye kadar gördüğü en etkileyici cenaze törenine tanıklık ediyordu.
Tören, bir süvari bölüğü tarafından açıldı.
Onların arkasından bir topçu bölüğü ile ellerinde bayraklarla ve bando ile cumhuriyet muhafızları geliyordu.
Sonra alfabetik sırayla;
Almanlar,
Bulgarlar,
İngilizler,
Fransızlar,
Yunanlılar,
Romenler,
Ruslar,
Yugoslavlar'dan oluşan birlikler yer alıyordu.
Her dilde komutlar verildi:
Almanca komutu Farsça komut,
Yunanca komutu Rusça komut takip etti…
Ruslar, Karadeniz filosunun bir müfrezesini göndermişlerdi.
Çelik miğferli ve SS üniforması içindeki Baron v. Neurath; kolu yukarıda, Prusya merasim yürüyüşüyle geçen Alman bahriye birliğini selamlıyordu.
Yabancı birlikleri, Türk denizciler takip etti.
Bando, Chopin'in cenaze marşını çalıyordu.
Onların arkasından, naaşı taşıyan top arabası geliyordu.
Top arabasının her iki tarafında, kılıçlarını çekmiş oniki general yürüyordu.
Atatürk'ün kızkardeşi, eşinin kolundaydı.
Onları, İsmet İnönü takip ediyordu.
Onun arkasında tek sıra halinde;
Millet Meclisi Başkanı,
Başbakan, 
Türk Ordusu'nun Genelkurmay Başkanı geliyordu.
Yabancı özel misyonların renkli üniformaları harika bir görüntü teşkil ediyordu.
İtalyan heyetine, eski Milletler Cemiyeti delegesi Baron Aloisi,
Fransız heyetine İçişleri Bakanı Sarraut,
Yunanistan heyetine ise Başbakan,
Bir bölük piyade ile görkemli cenaze alayı son buluyordu.
Silah kuşanmış yabancı birliklerin saygı yürüyüşünde bulunması, dünyada bir ilk'ti.
Ve daha sonra da bugüne kadar böyle bir şey 
yaşanmadı…
Savaş meydanında Atatürk'e yenilmiş yabancı 
komuta kademesi bile,
O'nu son kez selamlamak için gelmişlerdi…
İTALYAN radyosu, şu anonsu yapmıştı:
"Ey bu hayata veda etmiş;
İskender,
Napolyon,
SEZAR..
Ey ülkeler fethetmiş değerli komutanlar, kalkın ayağa!
TARİH'in gördüğü 'EN BÜYÜK KOMUTAN' geliyor!"
Evet, böyle anons edilmişti; Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümü...
Hatta, savaş meydanlarında O'na yenilmiş komutanlar şöyle söylemişlerdi:
"İLAHİ MUSTAFA KEMAL, ölürken bile bir kez daha yendin bizi…"
Cenaze alayı, saat on iki'de, Atatürk'ün şanına layık bir Anıtkabir yapılıncaya kadar geçici istirahatgahı olan Etnografya Müzesi'ne ulaştı.
Yaşamında imkansızı mümkün kılmış olan Mustafa Kemal Atatürk, ölümünde de aynı şeyi yaptı.
O'nun naaşının arkasında ilk defa birbirleri ile savaşan İspanyol Cumhuriyet Hükumeti'nin temsilcileri ile 
Franco'nun resmi olmayan askeri idaresinin temsilcileri yürüyorlardı.
Müzenin önüne gelindiğinde tabut, generaller tarafından top arabasından alınarak, salona taşındı.
Orada, Cumhurbaşkanı ve Atatürk'ün kız kardeşinin yanı sıra, yüksek yetkililer toplanmıştı.
Üç dakikalık saygı duruşunda, salona sessizlik hakimdi.
Hiç konuşulmadı..
Dünyanın her yanından çelenkler gönderilmişti.
Türk gazetelerinin tahminlerine göre, bunların sayısı 
yirmi bini buluyordu.
Bunları Ankara'ya getirmek için sekiz vagon gerekmişti.
Müze içinde, naaşın her iki tarafına sadece Devlet Başkanları'nın gönderdikleri çelenkler konuldu.
Diğer çelenkler, yaşamı sırasında kendisi için yapılan anıtlarda yerlerini aldılar.
Tören sırasında, Yunanistan Başbakanı General Metaksas bayıldı!
Türkiye'de, 10 Aralık'a kadar "ulusal yas" ilan edildi!
Tüm okullar sekiz gün daha kapalı kaldı...
Atatürk'ün naaşını taşıyan top arabası geçerken, askerler gözyaşlarını tutamamışlardı…
Işıklar içinde uyu; "en büyük devlet adamı"...

19 Ocak 2026 Pazartesi

ZAZALARIN TÜRK OLMASI...


İslâm öncesi Türk tarihini inceleyen antik çağ düşünürü Kâzım Mirşan da Zaza boylarının Proto-Türk topluluklarının kültür değer ve miraslarını taşıdığını kanıtlarıyla ortaya koymaktadır. Hatırlanacağı üzere, Mirşan’a göre Zazalar D.Ö. 500 yıllarında Doğu Anadolu’da yaşayan Qarluqların (Karluk Türkleri) kültür izlerini taşımaktadır. Günümüzde, yukarıda belirttiğimiz üzere, Zazaca’da rastladığımız Tanrı anlamındaki Uma (Umay, Humay) Quarluq yazıtlarında da aynen geçmektedir.

Mirşan’a göre, Pers Kralı 1’inci Dareios’un (M.Ö.522-486) Bisütun kayalıklarında yazdırdığı kitabede Tunceli ve havalisini Zu-Za adı ile anmaktadır. Babilliler ise Zazalara “Zou-Zou” diyorlardı. Zaza isminin anlamı üzerinde durabilmek için, şu deyimleri gözden geçirmemiz gerekir. Şöyle ki, 142 no’lu yazıt: “UZUZ ÖG U”, 139 no’lu yazıt ise “UZ-UZUM ÖG”. Bu metinlerde geçen “UZUZ A” (öbür dünyaya transforme olacaklarına inanan kişilerdir) Zaza ismine karşılıktır.

Ön Türk tarihi üzerinde çalışan Mirşan’a göre: “Zazalar çok eski bir Türk boyudur ve bugünkü Türkçe ile Zazaca arasında önemli ilişkiler vardır.” Bunun için de Mirşan, Zazaca-Tatarca-Türkçe olmak üzere üçlü bir kategori oluşturmakta ve çok sayıdaki sözcüklerdeki benzerliklere dikkatimizi çekmektedir. Şöyle ki, Zazaca Baltuz, Tatarca Baldız, Türkçe Baldız; Zazaca Aney, Tatarca Eniy, Türkçe Anne; Zazaca Sıt (Şıt), Tatarca Süt, Türkçe Süt gibi…

Kâzım Mirşan, Proto-Türk metinlere dayanarak Zazaca ile Tatarca ve Türkçe dil benzerlikleri üzerinde durmak sûretiyle Zaza topluluklarının tamamen Türk boyu olduğu tezini ileri sürmektedir. Bu önemli bir sonuçtur. Çünkü lengüistik alandaki yaklaşımlar bize kimlik belirlenmesine önemli ipuçları verebilmektedir.

Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN

21 Aralık 2025 Pazar

SARIKAMIŞ...

22 Aralık 1914 tarihi Sarıkamış'ta 90 Bin askerimizin tek bir kurşun bile atamadan donarak şehit olduğu üzüntü verici trajik faciadır...

Olay Sarıkamış Şehitleri olarak tarihe geçti... Aslında bu trajedinin ilk sinyalini 7 Kasım 1914 günü Zonguldak sularında batırılan gemilerimiz vermişti...

7 Kasım 1914 sabahı saat 07.45'te 3 yük gemimiz içindeki 3 bin asker ve Sarıkamış'a götürülen malzemelerle birlikte Rus savaş gemileri tarafından Zonguldak sularında batırılmıştır.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Enver Paşa, silah arkadaşlarının itirazlarına rağmen yaklaşan kara kışı hesaba katmadan Ruslarla savaşmak için Kafkas Cephesi'ne 100 binden fazla asker gönderme kararı almıştı. Askerler gönderildikten hemen sonra kış bastırdı. Üniformaları hava şartlarına uygun olmayan askerler daha savaş başlamadan Sarıkamış'ta şehit düşüyordu. Enver Paşa verdiği kararın nelere mal olacağını fark etti. Donanma Komutanı'na bile haber vermeden Sarıkamış'taki askerlere kışlık üniforma ve erzak göndermek için 3 yük gemisi hazırlattı. Enver Paşa'nın planına göre içinde 3 bin asker, 3 keşif uçağı, Teşkilatı Mahsusa (o yıllardaki istihbarat teşkilatı) tarafından Kafkasya'daki Türkleri örgütleyerek Rusya'ya karşı isyan çıkartmak amacıyla eğitilmiş ajanlar, cephedeki askere dağıtılacak kışlık kıyafet ve erzak bulunan Bezm-i Alem, Bahr-i Ahmer, Mithad Paşa isimli sivil 3 dev yük gemisi İstanbul'dan yola çıkarak Zonguldak üzerinden Trabzon Limanı'na ulaşacaktı. Gemilerle Trabzon Limanı'na varan askerler, ajanlar ve malzemeler karayolu ile çok hızlı bir biçimde Erzurum'a oradan da Sarıkamış'a ulaştırılacaktı.

ÜÇ YÜK GEMİSİNE EŞLİK EDEN SAVAŞ GEMİSİ YOKTU…
Fakat Enver Paşa yine büyük bir hata yapmıştı! Donanma'nın kuralları gereği askeri personel taşıyan yük gemilerine olası düşman saldırısına karşı mutlaka bir, hatta birkaç savaş gemisi eşlik ederdi. Ancak Enver Paşa'nın ani kararıyla 6 Kasım 1914'te İstanbul Boğazı'ndan demir alan bu 3 kuru yük gemisine hiçbir savaş gemisi koruma yapmıyordu. Söz konusu 3 gemi Zonguldak açıklarına geldiklerinde karşılarında dev gibi Rus savaş gemilerini buldu. Ruslar Zonguldak'taki kömür madenlerini bombalamış, üslerine dönüyorlardı. Ruslar kucaklarına düşen bu 3 yük gemisine Kandilli-Ereğli açıklarında ateş açtı. 7 Kasım 1914 sabahı saat 07.45'te 3 yük gemimiz içindeki 3 bin asker ve Sarıkamış'a götürülen malzemelerle birlikte çok kısa süre içinde denize gömüldü.

Zonguldak Nostalji-y.yıldırım-20177

16 Aralık 2025 Salı

NE OLDUM DEĞİL NE OLACAĞIM DEMELİ İNSAN....

Bu, çağımızın en büyük efsanesi 
Adnan Kaşıkçı'nın ibretlik hikâyesidir. 

Zenginliğin zirvesinden 
sefaletin dibine nasıl düştü, 
buyrun okuyun. 

Adnan Muhammed Kaşıkçı, 
tüm zamanların en zengin 
Arap milyarderiydi ve 
"zamanın Karun'u" 
olarak gösterilirdi. 
Bir gökdelenin içinde 
dört kattan oluşan bir 
asma sarayda yaşıyordu.

Kuveytli gazeteci Al Jarallah 
onunla bir röportaj için 
evine girdiğinde Kaşıkçı'nın evindeki lüks ve ileri teknolojiyi gördü ve daha önce tanıştığı prenslerin, kralların, başkanların saraylarında hiç görmediği olanaklar karşısında şaşkına döndü. Evindeki her şey uzaktan çalışıyordu.

Adnan Kaşıkçı, Arap ülkeleri ile ABD arasında çeşitli silah anlaşmaları yapan bir silah tüccarıydı. 1935 doğumlu Adnan Kaşıkçı Suudi milyarderdi. Babası Dr. Muhammed Kaşıkçı,  Kral Abdülaziz El Suud'un doktoruydu.

Kardeşi, gazeteci Cemal Muhammed Kaşıkçı'ydı. Kız kardeşi Samira Muhammed Kaşıkçı, Mısırlı milyarder Muhammed El Fayed'in eski eşiydi ve oğulları Dodi El Fayed, Prenses Diana ile birlikte trafik kazasında hayatını kaybetti.

Adnan Kaşıkçı, ilk eşi Soraya Kaşıkçı ile evlendi ve 548 milyon £ yani 12 milyar Mısır lirası tazminat karşılığında ondan boşandı.

Onassis'inkinden daha büyük, dört uçağın inişine uygun bir havaalanına sahipti. Bir yatı, 610 denizci ve hizmetçisi vardı. Bir gün kızı Fransa'dan dondurma, Cenevre'den çikolata istedi. Özel uçağını tüm mürettebatıyla birlikte dondurma ve çikolatayı almak için yedi saatlik bir uçuşa gönderdi.

Bütün bu zenginliği ve muazzam servetini yalnızca kendi ailesiyle paylaşıyor, fakir bir kişiye, hastaya veya düşküne yardım etmeyi reddediyor, hatta fakir işçi ve muhtaç hizmetçilerine karşı bile cimri davranıyordu. 

O meşhur sözünü sık sık tekrarlıyordu: "Ben Adem'in soyundan gelen vekili değilim."

Sonunda şaşırtıcı bir şekilde iflas etti ve sıradan bir insan kadar fakirleşti; Amerika Birleşik Devletleri'nin Utah eyaletindeki elmas madenleri sel altında kaldıktan sonra bir gecede zenginliğin zirvesinden yoksulluğun dibine düştü.

Bir gün evinde hizmetçi olarak çalışan gurbetçi bir adam, hasta karısını tedavi ettirmek için ailesine göndermek üzere paraya ihtiyacı olduğunu söyler. Kaşıkçı'dan yardım ya da maaşından aylık taksitlerle ödenecek bir kredi talebinde bulunur. Kaşıkçı onu azarlamakla kalmaz, vahşice aşağılar. 

Hizmetçi öfkeyle şöyle der; "Seni aşağılanmış, yalvarmak için elini uzatmış halini görmeden, Cenab-ı Hakk'tan beni öldürmemesini dilerim."

Bu duaya öfkelenen Kaşıkçı onu saray'ından kovdu. 

Birden fakirliğe düşen Kaşıkçı'nın ekonomi sınıfı bilet alacak parası dahi kalmamıştı. Uçak biletini ve Kahire'de kalacağı dairenin kirasını Suudi bir iş adamı karşılıyordu. Bu yardımı neden yaptığını Kaşıkçı'ya şöyle açıklar; "Adnan, sana iyilik yapmıyorum. Allah için yapıyorum, her ay harçlığınızı Al Rajhi bankasından alacaksınız."

Bir gün Kahire'de karısı ona hayatının en kötü anının ne olduğunu sordu. Kaşıkçı, aşağıladığı ve kovduğu hizmetçiyle olan hikayesini ve bu iş adamının kendisine nasıl bilet alıp para verdiğini anlattı. 

Şöyle ekledi: "Kahire'ye gitmeden önce söz verilen parayı almak için işadamının yanına gittim. Adam, bana parayı getirmesi için çalışanlarından birini çağırdı ve hayatımın en kötü anı bu çalışanın içeri girdiği an oldu. Kovduğum hizmetçiydi! Şaşkın ve korkmuş bir halde bana baktı, gördüklerine inanamadı ve ben de onun gözleri yaşlarla dolu bir şekilde gittiğini gördüm."

Bu çağımızın en büyük efsanesi Adnan Kaşıkçı'nın hayat hikâyesidir. 
Zenginliğin doruğundan mezara, kefenini almaya gücü yetmeden ölüp giden bir adamın hikayesi.
 Zenginlikte devamlılık mümkün değildir, Kaşıkçı bunun bir örneğidir. 

Kıssadan hisse..
"Hayatta
Ne oldum değil, ne olacağım demeli" insan...

Alıntı

16 Kasım 2025 Pazar

SINIRSIZ UÇUŞ BİLETİ...

DÜNYANIN EN UYANIK YOLCUSU

 Steve Rothstein ile tanışalım bu Arkadaş... kendisine verilen sınırsız uçak bileti ile ABD hava yollarını adeta çıldırttı. 

  Yıl 1987, 250.000 Amerikan doları değerinde sınırsız uçuş hakkı sağlayan Gold First Clas Life Flight bileti satın alır bunun yanında 150.000 Amerikan doları değerinde refakatçi bileti de alır. Steve, 10.000'den fazla uçuş yapmış ve bu uçuşlar, ABD hava yollarına 20 yılda 21 milyon dolardan fazla bir miktara mal olmuştur. Bu duruma dur demek için 2008 yılında hava yolu şirketi bileti iptal etmek zorunda kalır. Steve bu süreçte İngiltere'ye 500, Tokyo'ya 120, Avustralya'ya ise 70 kez gitmiştir. Adam kafasına göre bazen bir restoranda yemek yemek için gider bazen maç için gider bazende bir kaç saatliğine gidip gelmiştir. En güzeli ise yardıma muhtaç olanlara yardım edermiş bunu ise; refakatçi biletini kullanarak onları istedikleri yerlere götürerek yapıyormuş. Canı sıkılınca yanında ki koltuk için olmayan kişi adına rezervasyon yaptırırmış bazende rezervasyon yaptırıp hiç gitmezmiş. En sonunda bu durum hava yolu şirketinin canına tak eder ve sınırsız biletini iptal eder. Steve, çıldırır, depresyona girer ve günlerce yataktan çıkmaz. Adamın elinden en sevdiği hobisi alınmış sevinecek hali yok ya susmaya da hiç niyeti yok. Hava yolu şirketine tazminat davası açar gerekçe ise, verdiği sözü ve güvenirliği ihlal ettiği için. Davayı kazanan Steve, hava yolu şirketinden 3 Milyon dolar tazminat alır ayrıca sınırsız uçuş bileti tekrar aktif hale getirilir Steve tekrar uçmaya başlar. İşte Dünyanın En Uyanık Yolcusu; Steve Rothstein kısa ve net hikayesi bu.. ALINTIDIR

15 Kasım 2025 Cumartesi

Antalya

Mussolini Türkiye'den Antalya'yı talep ediyordu.

Rodos'a 40 bin asker yığmıştı. İtalyan Sefiri Povli Atatürk ile görüşmek için Çankaya'ya geldi...

Povli kendini beğenmiş ve küstahça tavırlar ile bir şey ima etmeye çalışıyordu.

Konu oraya geldi. Atatürk bu laf üzerine sakince ayağa kalkarak: 

''Bana 10 dakika müsade etmenizi rica ederim.'' diyerek yan odaya geçti.

10 dakika sonra BÜYÜK ÖNDER tepeden tırnağa mareşal üniformasını ve çizmelerini giymiş olarak elçinin yanına döndü ve:

''Buyrun, şimdi sizi dinliyorum.'' dedi.

İtalyan büyük elçisi afallamış gözlerle sadece Atatürk'e bakıyordu.

Atatürk, Sefir'e:

''Söyle o koca herife o 40 bin askerle Antalya'yı alamaz ama ben 4 bin asker ile Roma'ya girerim...'' diye cevap verdi.

Kaynak: Resimli Tarih Mecmuası (1954, sayı 16 civarı)

*Memet Hoca 'ya teşekkürler.