Translate

3 Ağustos 2026 Pazartesi

ONBAŞI HASAN

VEFA DUYGUSUNUN SEMBOLÜ KUDÜSÜN SON NÖBETÇİSİ IĞDIRLI ONBAŞI HASAN

Iğdırlı Onbaşı Hasan, Osmanlı’nın Kudüs’teki son nöbetçisi, sadakatin ve vefa duygusunun destansı bir sembolüdür. 1917’de İngilizlerin Kudüs’ü işgali sırasında artçı birliğin parçası olarak bırakılan, yıllar boyu Mescid-i Aksa’nın avlusunda nöbet tutan, 1982’ye kadar “tekmilim tamamdır” diyen o erdir.

Hikâyenin özü (İlhan Bardakçı’nın 1972 tanıklığı)
1972 Mayıs’ında gazeteci İlhan Bardakçı, Mescid-i Aksa’nın “On İki Bin Şamdanlı Avlu”sunda, yamalar içinde eski bir asker üniforması giymiş, iki metreye yakın boyu, bembeyaz sakalı ve dimdik duruşuyla doksanlık bir adam görür. Rehber “delinin teki, yıllardır burada bekler” dese de Bardakçı yanına yaklaşır:
“Selamün aleyküm baba.”
“Aleyküm selam oğul.”
Adam kendini şöyle tanıtır:
“Ben, Osmanlı Ordusu, Yirminci Kolordu, Otuz Altıncı Tabur, Sekizinci Bölük, On Birinci Ağır Makineli Tüfek Takımı Komutanı Onbaşı Hasan’ım. Ben Iğdırlı Onbaşı Hasan’ım.”
Anlatır: Cihan Harbi’nde Kanal Cephesi’nde İngiliz’e saldıran birlikleri yenilir, ecdat yadigârı topraklar birer birer elden gider. İngiliz Kudüs’e dayanınca Osmanlı, şehrin yağmalanmaması için 53 kişilik artçı bir bölük bırakır. Mondros’tan sonra terhis emri gelir. Kolağası (yüzbaşı) Mustafa/Musa Efendi askerlerine der ki:
“Aslanlarım… Kudüs bize Sultan Selim Han’ın yadigârıdır. Siz burada nöbeti sürdürün. Fahri Kâinat Efendimiz’in ilk kıblesini Osmanlı da terk ederse gâvura bayramdır. İslam’ın şerefini, Osmanlı’nın şanını ayaklar altına aldırmayın.”
Bölük kalır. Yıllar geçer. Arkadaşları teker teker vefat eder. “Düşman değil, yıllar biçti bizi. Bir ben kaldım buralarda. Bir ben, koca Kudüs’te bir Onbaşı Hasan.”
Hasan Onbaşı, Bardakçı’ya emanet verir:
“Anadolu’ya vardığında yolun Tokat sancağına düşerse… kolağam Mustafa/Musa Kumandanımın yanına git. Ellerinden benim için öp ve de ki:
‘Kudüs’ü bekleyen 11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Nöbetini terk etmedi, tekmili tamamdır, hayır dualarınızı beklemektedir kumandanım.’”
Bardakçı Tokat’ta izini sürer; kumandan çoktan vefat etmiştir. 1982’de Kudüs’ten kısa bir telgraf gelir: “Mescid-i Aksa’yı bekleyen son Osmanlı askeri bugün öldü.”

O, sadece bir onbaşı değil; “devlet zevalin kapısındayken bile emanetine ihanet etmeyen”, “unuttuğumuz serhat nöbetçisi”, “gökler gibi baş vermiş ulu selvi” olarak anılır. Iğdır’da adına cami temeli atılmış, Gazze’de bir camiye ismi verilmiştir. Hikâye, sadakat, vefa ve “tekmilim tamamdır” sözünün en saf hâlidir.
Doğum tarihi kesin bilinmez (19. yüzyıl sonu Iğdır civarı tahmin edilir). Bazı kaynaklar ailesinin 93 Harbi sonrası göç ettiğini veya Tokat/İğdir köyü bağlantısını tartışsa da, halk hafızasında ve anlatılarda o, Kudüs’ün son Osmanlı nöbetçisi Iğdırlı Onbaşı Hasan olarak yaşamaya devam eder.

Bu hikâye, bir askerin onurunu, bir milletin unuttuğu emaneti ve “nöbeti terk etmeme” yeminini destanlaştırır. 
Mekânı cennet olsun.

Tanrı rahmetini bol eylesin..

03 AĞUSTOS 2026
M.HÜSEYİN OĞUZ

1 Ağustos 2026 Cumartesi

HALİDE EDİP ADIVAR

İşgal altındaki İstanbul’da, İngiliz zırhlılarının gölgesinde 200 bin kişiye karşı "Hükümetler musallatımız, milletler düşmanımız olabilir. Fakat Türk milleti asla köle olmayacaktır!" diyerek Milli Mücadele’nin ateşini yakan Türk kadınının sesi HALİDE EDİB ADIVAR’DIR🇹🇷

İzmir’in işgali sonrası İstanbul tam bir sessizlik ve ümitsizlik havasına bürünmüştü. 23 Mayıs 1919 günü Sultanahmet Meydanı’nda toplanan 200 binden fazla insan, vatanın geleceği için endişeyle bekliyordu. Siyahlar içindeki Halide Edib, kürsüye çıktığında sadece bir konuşma yapmadı; bir milletin küllerinden doğuşunu müjdeledi.

İşgal kuvvetlerinin namluları meydana çevrilmişken korkusuzca konuştu. On binlerce insan gözyaşları içinde vatanı savunacağına ant içti. Bu konuşma sonrası hakkında idam kararı çıkartılan Halide Edib, eşiyle birlikte Anadolu’ya kaçarak Mustafa Kemal Paşa’nın yanına katıldı, cephede onbaşı ve başçavuş rütbeleriyle Milli Mücadele'nin hem kalemi hem de neferi oldu.

31 Temmuz 2026 Cuma

Antalya Akseki Ormanalı Yeniçeri Komutanı Ahmet Ağa....

Ormanalı Yeniçeri Komutanı Ahmet Ağa 
Yeniçeri 56. orta son komutanı, Akseki'nin Ormana köyünden Keleşoğlu Ahmet Ağa, II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağını 15 Haziran 1826 tarihindeki Vaka-i Hayriye ile kaldırmasıyla birlikte İstanbul’dan memleketi Ormana’ya döndü ve 1836 yılında vefat etti. Ailesi, "Ellialtıoğlu" soyadını aldı.
Bir Yeniçeri Ailesinin Gerçek Hikayesi: ELLİALTIOĞULLARI  
"15 Haziran 1826 tarihinde gerçekleşen Yeniçeri Ocağı'nın dağıtılmasının başladığı gün Yeniçeri  Ellialtı Orta Komutanı Ahmet Ağa, kadim bir dostu olan Rum Marika'nın evine gizlenir. Kırk gün sonra İstanbul'u terk etme kararını verir. 
Ahmet Ağa'nın  son olarak yolda görüp helalleştiği yoldaşı Halil Ağa ise bu kıyımdan canını zor kurtarıp, selameti Kayseri'nin Akçakaya köyüne atmakla bulmuştu. İki yoldaşa bir daha görüşmek nasip olmadı. Yıllar sonra gerçekleşecek bir evlilik yoluyla akraba olacaklarını bilmekte öyle. 
1920'li yıllar. İhsan hanım  öğretmendi. Tayinle geldiği İzmir'de çok sevdiği fino köpeği sayesinde kocası olacak hayatının aşkıyla tanışmıştı. İhsan Hanım, köpeği cam yutunca soluğu İzmir Belediyesi'nin veterinerliğinde almış, Veteriner Hasan Tahsin Bey köpeği kurtarmış, ama kendi kalbini kurtaramamıştı. 
İzmir'e Sabancı ailesinin de köyü olan Akçakaya'dan göç etmiş olan Hasan Tahsin Bey, Hacı Seyit Ağalardandı,  köyü, orada doğmuş olan Somuncu Baba adlı evliya soyundan geldiği için "Seyyid "denen evliyası ile ünlüydü. 
Daha önce başından bir evlilik geçmişti geçmesine ama bu seferkinin adı aşktı. Kısaca, Peygamberin öldüğü aynı günde dünyaya gelmiş olan Perran Hanım birbirlerine aşık olup evlenen bir anne babanın çocuğuydu. 
Perran Hanım doğduktan  (1927) sonra işleri iyice açılan Hasan Tahsin Bey , veterinerliğin yani sıra Adana'da otelciliğe başlamış, epey de zengin olmuştu. Ama ansızın kapısını çalan ölüm, her şeyin seyrini değiştirmiş, Hasan Tahsin Bey yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak vefat edince İhsan Hanım iki çocukla ortada kalmıştı. 
Eşinin ölümü üzerine öğretmenliğe geri dönen İhsan Hanım'ın tayini İstanbul'a çıkınca, Kadıköy Yeldeğirmeni  semtine taşınmış, kızı Perran'da Beyoğlu Ticaret Lisesi'ni başarıyla bitirip,  daha sonra adı Marmara Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ne dönüşecek olan Yüksek Ticaret Mektebi'ne girmişti. 
Okulu bitiren Perran Hanım, bir sabah Milliyet Gazetesini açtığında karşısına çıkan iş ilanı üzerine hemen telefona sarılıp, görüşmek için randevu alır. 
Perşembe Pazarı, Zincirlihan 9/11 numaradaki ticarethane özellikle vitrifiye malzemeleri ithal eden bir şirketti. Ayrıca çivi fabrikaları işletiyordu. Perran Hanım, kendisini ise alacak kişi KEMAL ELLİALTIOĞLU için tam olarak "dört dörtlük bir işadamı " tabirini rahatlıkla kullanabilirdi. 
Bu arada müstakbel patronunun genç, bekar ve son derece yakışıklı olmasının ne kadar önemi vardı bilinmezdi. Ama ikisinin de bilmedikleri bir şey vardı. Büyük büyük dedeleri 1826 yılının o boğucu hazin günü, İstanbul'un kan kokan sokaklarında Fil Yokuşu'nda birbirlerine son kez sarılıp haklarını helal etmişlerdi. 
Çift bir yıl sonra, 1952 yılının sıcak bir Ağustos günü evlenecek, ticaret hayatlarında sürdürdükleri bu beraberliği hayat arkadaşlığına dönüştüreceklerdi. Damat otuz yedi, gelin ise yirmi beş yaşındaydı. 
(Yeniçeri Ağası Ahmet Ağa, İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Toroslarda yer alan kendi köyü Ormana 'ya yerleşir. Sonraki yıllarda oğlu Mehmet 'i İstanbul'a gönderir, çocuk İstanbul 'da başarılı bir işadamı olur, soyadı kanunu çıkınca torunları Ellialtıoğlu soyadını alırlar. )
Kaynak: Fürüzan Gürbüz, Bir Yeniçeri Ailesinin Gerçek Hikayesi

#akseki #aksekiveaksekililer #ormana #ibradı #aksekiliyeniçeri #ormanalı #ormanalıyeniçeri #ormanalıyeniçeriahmetağa #yeniçeriahmetağa #ellialtıoğlu

29 Temmuz 2026 Çarşamba

TOKATLI KINALI ALİ

Saçındaki kınayla Çanakkale cephesine giden, komutanının "Neden saçın kınalı?" sorusuna "Anam beni vatana kurban olsun diye kınaladı" yanıtını verip şehit düşen Tokatlı Kınalı Ali’dir. 🇹🇷

Kınalı Ali, Tokat'ın Zile ilçesinden Çanakkale Cephesi’ne vatan savunması için gelen gencecik bir Anadolu fidanıydı. Bölük komutanı, saçının bir kısmı kınalı olan Ali’ye bunun sebebini sorduğunda yanıt veremedi ve köydeki anasına mektup yazdı.

Anasından gelen mektupta şu yürek dağlayan satırlar yazılıydı: "Oğlum Ali, köyümüzde kurbanlık koçlar kınalanır ki Allah'a kurban olsun diye. Ben de seni kınaladım ki bu vatana kurban olasın..." Mektup cepheye ulaştığında Ali, Arıburnu çetin çarpışmalarında çoktan şehit düşmüştü.

Mektubunu okuyamadan vatan toprağına düşen Kınalı Ali, bu milletin bağımsızlığı uğruna evladını gözünü kırpmadan kurban veren anaların ve yiğitlerin abidesi oldu.

Kınalı Ali, henüz bıyıkları yeni terlemiş gencecik bir fidanımdı. Çanakkale'de şehit düştü. Ruhu şad olsun.🇹🇷 

KEMANİ TATYOS EFENDİ...

Kemani Tatyos Efendi
Tateos Ekserciyan...

1851 - 16 Mart 1913 

Gamzede'yim Deva Bulmam........

Tüm şarkıların bir hikayesi vardır.

Gamzede’yim Deva Bulmam" şarkısı da bu tür şarkılardan biridir.

Hemen belirtelim, Gam-zede , üzüntü sebebiyle kötü duruma düşmüş anlamındadır.

Hikayenin kahramanı Kemani Tatyos Efendi nin kendi cemaatinden çocukluk aşkı bir sevdiği varmış.

Aile o tarihlerde Erivan ’a göç ettiğinden evlenememişler.

Aradan uzun seneler geçmiş Tatyos Efendi evlenmiş çocukları olmuş ancak kadın hiç evlenmemiş ve bir gün İstanbul ’a dönmüş.

Bunu öğrenen Tatyos Efendi sözlerini de yazarak bir eser bestelemiş.

Kısa zaman sonra Beyoğlu nda bir meyhanede gece nihayete ererken birkaç müşteri ve sandalyeleri toplayıp yerleri süpüren birkaç çocuktan başka kimse kalmamışken birlikte oturdukları Vasili ve Ahmet Rasim Bey de tam gitmeye hazırlanırken Tatyos Efendi kemana uzanmış sanki saatlerdir içen ve çalan o değilmiş gibi kemanı omuzuna yerleştirip, hafifçe başını kemana eğerek, dudaklarında acı bir tebessümle o ana kadar duyulmamış o Uşşak şarkıyı ilk defa söylemiş.

"Gamzede’yim deva bulmam,

Garibim bir yuva kurmam,

Kaderimdir hep çektiren,

İnlerim hiç reha bulmam.

Elem beni terketmiyor,

Hiç de fasıla vermiyor,

Nihayetsiz bu takibe,

Doğrusu ta’kât yetmiyor.

Ehl-i dilin yoktur kadri,

Uğraşma gel Tatyos gayri,

Eserin çok kıymetin yok,

Git talihine küs bari."

Tatyos kemanı omuzundan indirdiğinde hiç kimsenin tek bir kelime edecek hali yoktur.

Vasili hıçkıra hıçkıra ağlıyor meyhane de kalanlar da göz yaşlarını birbirlerine sezdirmeden silmeye çalışıyorlar.

Birkaç hafta içinde İstanbul da bu şarkıyı ezberlemeyen ne hânende ne sâzende kalıyor.

Şarkıyı besteledikten bir ay sonra Tatyos Efendi vefat ediyor, naaşı kilisede iken otuz yıl önceki çocukluk aşkı olan kadın Ahmet Rasim ‘ in yanına üzerinde Tatyos ile birlikte defnedilecektir" yazılı bir zarf bırakıyor.

Yarım saat sonra Tatyos un naaşı ile birlikte toprağa verilecek zarfın içinde şu dizeler yazılıdır;

"Gamzede’sin devân benim.

Garip kuşsun yuvan benim.

Çektiğimiz yeter gayri

Kaderimsin inan benim.

Ta’kât yetişmez eleme,

Bülbül imrenir çileme.

Bizim şu kara sevdamız,

Kalsın öteki aleme.

Elbet kadrini bilirim,

İste; canımı veririm.

Küsme talihine

Çok durmam ben de gelirim.

******. ******. *****

Ey yar!

Kaderde sevmek var 

ama kavuşmak yok ise şayet, 

olsun...

Hükmün sahibi bundan razı ise; Vuslata aşık gönül susmaya da razı.

Hz. Mevlana....

28 Temmuz 2026 Salı

MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ

İzmir işgal edildikten sadece 4 saat sonra Denizli'de ilk direniş mitingini toplayıp
"Elinizde hiçbir şey yoksa bile üçer taş alarak düşmana fırlatın!" emrini veren efsanevi din adamı
MÜFTÜ AHMET HULUSİ EFENDİ'DİR! 🇹🇷

Tarih: 15 Mayıs 1919. İzmir, Yunan ordusu tarafından işgal edildiğinde Anadolu koyu bir sessizlik ve şok içindeydi. Bu kalleş işgal haberini alan Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi, hiç vakit kaybetmeden ve kimseden talimat beklemeden tarihi bir adım attı.

İşgalden sadece 4 saat sonra Denizli Cami-i Kebir (Ulucami) meydanında halkı topladı. Sancağı açarak milli mücadelenin Anadolu'daki ilk fetvasını ve meşalesini yaktı: "Müftünüz olarak جهاد (cihat) fetvasını veriyorum. Silahınız yoksa elinize üçer taş alın ve vatanı korumak için düşmana fırlatın! Silahsız olmak mazeret değildir."

Mustafa Kemal Paşa henüz Samsun'a ayak basmadan önce Ege'deki ilk direniş kıvılcımını ateşleyen, Kuvayı Milliye ruhunu şahlandıran ve Kurtuluş Savaşı'nın bükülmez omurgasını oluşturan Müftü Ahmet Hulusi Efendi; Türk din adamının ve vatanperverliğinin ölümsüz abidesidir. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

ŞEHİT HAVA PİLOT BİNBAŞI FEHMİ ERCAN 🇹🇷❤️🇹🇷

İngiliz değil, Rum güçlerine karşı adını tarihe altın harflerle kazıyan; göklerdeki cesaretini karada bayraklaştıran ve Kıbrıs Türk’ünün özgürlüğü için canını feda eden o kahraman ŞEHİT HAVA PİLOT BİNBAŞI FEHMİ ERCAN’DIR! 🇹🇷

Tarih: 20 Temmuz 1974. Kıbrıs Barış Harekâtı başladığında Türk Hava Kuvvetleri’nin en yetenekli jet pilotlarından biri olan Binbaşı Fehmi Ercan, kritik bir görev üstlendi. Karadaki Türk birlikleri ile jetlerimiz arasındaki bağı kurmak, düşman mevzilerini tam isabetle işaretlemek üzere İleri Hava Kontrolörü olarak adaya ayak bastı.
Göklerdeki konforunu bir kenara bırakıp en ön safta, kara askerleriyle birlikte omuz omuza çatışmanın ortasına daldı. Rum mevzilerinin yoğun ateşi altında Türk jetlerini milimetrik hesaplarla hedeflere yönlendirdi; harekâtın kaderini belirleyen stratejik vuruşları karadan bizzat yönetti.

Harekâtın ilk gecesi, Girne yakınlarındaki karargâha Rum birlikleri tarafından düzenlenen kalleş bir roket saldırısında, Alay Komutanı Albay İbrahim Karaoğlanoğlu ile birlikte son nefesini vererek şehadete yürüdü.

Bugün Kuzey Kıbrıs’a ayak basan herkesin adını gururla haykırdığı Ercan Havalimanı’nda onun adı, Kıbrıs davamızın çelikten abidesi olarak yaşamaya devam ediyor.

Akdeniz’in maviliğine Türk mührünü vuran, adada tek bir soydaşımızın burnu kanamasın diye canından geçen bu kahraman şehidimizi rahmet, hürmet ve minnetle anıyoruz. Ruhun şad olsun! 🇹🇷

26 Temmuz 2026 Pazar

SAKALLI NURETTİN....

Büyük Taarruz’da Yunan ordusunun imha edildiği 1. Ordu’nun komutanı olarak İzmir’e ilk giren ve işgalcilerin tüm planlarını sahada yok eden milli mücadele komutanı NURETTİN PAŞA'DIR! (SAKALLI NURETTİN) 🇹🇷

Kurtuluş Savaşı’nın en kritik safhasında, Mustafa Kemal Paşa’nın güvenerek 1. Ordu Komutanlığı’na getirdiği Nurettin Paşa (Sakallı Nurettin), askeri disiplini ve saha sertliğiyle bilinen efsanevi bir paşaydı. Kut'ül Amare zaferinde Irak cephesinde İngilizlere karşı önemli başarılar kazanmış, ardından Anadolu’daki milli mücadelenin en ön saflarında yer almıştı. 🇹🇷

26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz gecesinde, Afyon Kocatepe’den Yunan hatlarına yüklenen 1. Ordu’yu bizzat sevk ve idare etti. Yunan ordusunun "6 ayda geçilemez" dediği tahkimatları 2 günde yerle bir eden askeri planlamanın mimarlarındandı. Düşman ordusunu İzmir’e kadar kovalayarak 9 Eylül’de şehre giren ve Türk bayrağını Hükümet Konağı’na çektiren kuvvetlerin komutanıydı. Türk harp tarihinin bu en tecrübeli ve kararlı paşası, bağımsızlık zaferimizin şanlı köşe taşlarından biridir! 🇹🇷

24 Temmuz 2026 Cuma

Lozan Barış Antlaşması

Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, Türkiye ile Britanya, Fransa, İtalya, Japonya ve Yunanistan gibi devletler arasında imzalanan, yeni Türk devletinin bağımsızlığını ve sınırlarını tüm dünyaya kabul ettiren temel bir barış belgesidir

Temel Maddeler ve Kararlar
  • Kapitülasyonlar: Yabancı devletlere verilen ekonomik ayrıcalıklar tamamen kaldırıldı.
  • Sınırlar: Türkiye'nin batı ve doğu sınırları büyük ölçüde çizildi; Irak sınırı daha sonraki görüşmelere bırakıldı.
  • Borçlar: Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan dış borçlar yeni kurulan devletler arasında paylaştırıldı.
  • Azınlıklar: Türkiye'deki tüm azınlıklar Türk vatandaşı kabul edildi ve eşit haklar tanındı.
  • Boğazlar: Boğazların yönetimi başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona verildi (daha sonra 1936 Montrö ile tamamen Türkiye'ye geçti). 
Önemi ve Sonuçları
  • Sevr Antlaşması'nı geçersiz kıldı.
  • Türkiye'nin tam bağımsızlığını ve egemenliğini uluslararası alanda tescil etti.
  • Kurtuluş Savaşı'nın askerî başarılarını diplomatik bir zaferle taçlandırdı.