Translate

24 Ekim 2026 Cumartesi

ARABA DEVLETİN, ŞEMSİYE BENİM


Nazilli Tren İstasyonu'nda, treni karşılamak için bekleyen insanların arasındayız.. 

Ankara'dan gelen trenin son vagonundan inen İsmet İnönü, peronda kendisini karşılayan insanların elini sıkarken, bir çocuk ilişir gözüne.. 

Beş-altı yaşlarında olan çocuk, elinde testi ve bardakla su satmaktadır. Çocuktan su isteyen İnönü, bardağı teslim ettikten sonra kendisine sorulan bir soruyu yanıtlayıp başını geri çevirdiğinde, çocuğun yerinde olmadığını görür..

İnönü'nün kasabaya gelişinin nedeni, Kurtuluş Savaşı yıllarında Ege dağlarında işgal ordusuna karşı savaşan "Mahmut'un Ali Efe"yi Sultanhisar'daki evinde ziyaret etmektir. 

Efe'nin evine gelen İnönü'yü bir sürpriz bekler ; Nazilli İstasyonu'nun kalabalığında bir an görünüp kaybolan su satan çocuk orada, Mahmut'un Ali Efe'nin kapısının önünde gülümsemektedir. Efe'nin komşusu Terzi Mustafa Bey'in oğlu olan çocuğa adını sorar İnönü : "Hulusi Samim, efendim."

Hulusi Samim, o anı hayatı boyunca hiç unutmayacaktır... En çok da mutlaka okumasını söyleyen İnönü'nün okul masrafları için kendisine verdiği 100 lirayı..

Nazilli İlkokulu'nu bitiren Hulusi Samim, girdiği öğretmen okulu sınavlarında Türkiye birincisi olur. Ne var ki babasının maddi gücü yoktur. 

Terzi olduğu için "Kesim" soyadını alan babası Mustafa Bey'in bir meslektaşı girer devreye ve Hulusi Samim onun katkısıyla Ortaklar Öğretmen Okulu'na kaydedilir.. 

1961 yılında, arkadaşlarına her hafta evlerinden zarf içinde gelen harçlıklar dağıtılırken, böyle bir anı hiç yaşamamış olmanın hüznüyle mezun olur okuldan.. 

Önce Aydın, Atça ilçesi, Kılavuzlar Köyü ilkokulunda görev alır. Ardından Diyarbakır Kayagediği köyüne atanır. Öğretmenlikteki başarısı öne çıkınca, MEB'nın Halk Eğitim Müdürlüğü'nde görev almak üzere Ankara'ya davet edilir. Bunu fırsat bilerek, Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi'ne kayıt yaptırır..

Memuriyeti ve öğrenciliği nedeniyle yoğun çalışma temposu içinde bir yandan da ders kitapları kaleme alır.. İlkokul ve ortaokulda okutulan "Sosyal Bilgiler" ve "İnkılap Tarihi" kitaplarının kapağında onun adı Samim Kesim yazmaktadır artık.. 

Özel yayınevleri kendileriyle çalışması için teklif üstüne teklif yapar. O, hiç tereddüt etmeden şu yanıtı verir : "Beni devlet okuttu.Eğitim hayatımı devletin bursu sayesinde tamamladım. Yazdığım kitaplardan telif alamam.."
Kız meslek liselerine alınacak dikiş makineleri için görevlendirilir..

 Açılan ihaleyi kazanan firma temsilcisi Hulusi Samim Bey'e ev adresini vermesini ister. "Neden ?" Niye sorduğunda, hediye olarak o yıllarda çok zor satın alınan bir televizyon gönderecekleri yanıtını alır. O an, elindeki tüm belgeleri yırtar ve ihalenin iptal edildiğini söyler..

Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümünde öğrenci olan kızı Feray, bardaktan boşanırcasına yağmurun yağdığı bir akşam vakti okuldan çıkar.. 

Önünden geçen arabaların yağmur sularını üstüne sıçratması yetmediği gibi, belediye otobüsü de durağa gelmekte gecikmiştir. Babasının arabasının geldiğini görünce rahat bir nefes alır.. 

Sıkıntısı sona erecek, ıslanmak bir yana, soğuk kış günü üşümekten de kurtulacaktır. Otobüs durağına yanaşan araba yavaşlayarak durur ve arka camı usulca aşağı doğru açılır. Pencerede bir şemsiye görünür !.. Şemsiyeyi uzatan Samim Bey, "Al kızım," diye seslenir, sonra da camı kapanan araba uzaklaşır duraktan..

Eve uzun bir süre sonra, sırılsıklam dönen Feray, masasına oturmuş yazdığı yeni ders kitabı için çalışmakta olan babasına dargın ve kızgın bir dille seslenir : "Baba, ne yaptın sen bu akşam ?"

"-Ne yaptım kızım ?"
"Yağmur altında ıslandığımı gördüğün hâlde beni arabana almadın.."
"-O araba benim değil ki kızım, devletin.. Benim olan şemsiyeydi ve yağmurdan korunman için onu sana verdim !"

15 Ekim 2026 Perşembe

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey

14 EKİM 1922 - T.B.M.M.'nin 14 Ekim 1922'de çıkardığı özel bir kanunla Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in ilk "Milli Şehit" ilan edilmesi

T.B.M.M’nin 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla ilk  “Milli Şehit” ilan ettiği eski Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in hazin hayat hikayesi bizler için ibret  vesilesidir. Hafızalarımızdaki yerini muhafaza etmek  için yazıyla anmak artık bir gelenek olduğu gibi  vefat  tarihi olan 10.Nisan'da her yıl  bir avuç hamiyetperver insan tarafından da Kadıköy Kuşdili çayırındaki kabri başında törenle anılmaktadır.  Kemal Bey Birinci Dünya Savaşının zor şartlarında Boğazlıyan Kaymakamlığı ve Yozgat Mutasarrıf vekilliği yapmıştır. Mütareke döneminde , Ermeni tehcirinde yaşananlar için kurban arayışına girildiği sırada adeta bulunan bir günah keçisi olmuştur. İşgal güçleri tarafından “Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak kullanarak ölümlere sebep olduğu iftira ve iddiasına istinaden idamla yargılanmıştır. İşgal şartlarında İngiliz Komiserliğinin ve Rum-Ermeni şubesinin temin ettiği Ermeni komitecilerden bir çok yalancı şahit çıkararak , hiç bir vicdanın , aklın ve mantığın kabul etmediği yüzkarası bir yargılama yapılmıştır. Nasıl bir yargıysa…

               Yalancı şahitlerin de ifadeleriyle, Kürt Nemrut Mustafa Paşa divanı tarafından mahkemenin seyri esnasında haksız yere suçlanarak idama mahkûm edilmesi insanlık tarihinin utançla anacağı bir ibret vesilesidir. Mahkemenin ilk başkanı Hayret Paşa baskılar nedeniyle  istifa etmiştir. Yerine Nemrut lakabıyla tanınan Kürt Mustafa paşa getirilmiştir. Süreci ve sonuçlarıyla ibretlik bir hukuk skandalı olan yargı süreci sonradan başkanının adıyla “Kürt/Nemrut Mustafa paşa Divanı olarak anılacaktır. Yabancı ülke temsilcilerinin aşırı baskısına rağmen Padişah idam kararını imzalamaz. “İş intikam ve bilahare mukatele şeklini alabilir” diye fetva-yı şerif ister . Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin verdiği fetva ile 10 Nisan 1919’da hüküm icra edilir.

             O zamanlar işgal kuvvetlerinin elçileri veya komutanları Sömürge Valisi edasıyla talimat yağdırıp işlerine geldiği gibi Türk Milletinin aleyhine her istediklerini yaptırıyorlar ve kararlar aldırıyorlar asıp kesiyorlardı.

            Yabancıların baskısı sonucu Kaymakam Kemal Bey’in şahsında bir devir ve devrin temel düşünce sistemi ile birlikte Türklük ve ulusal egemenlik şuuru yargılanıp mahkum edilmiştir. Hem de kendi öz vatanında ve kendi yargı organları tarafından.

           Rahmetli idam sepasında halka hitaben “Allah vatan ve milletimize zeval vermesin.... Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar.Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun adalet , yaşasın millet” diye seslenişi olayı açıklamaya yeterlidir herhalde. Kemal Bey’in üzerinde çıkan vasiyeti tarihe bir belge olarak kalacaktır. “Merhum sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ndaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha. Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim.

Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşaallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.” 

(30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakam - Sabıkı Kemal)

           Türk milleti onu unutmamıştır. T.B.M.M. 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir kanunla “Milli Şehit” olarak kabul ederek tek suçları devlete hizmet etmek için çabalamak olan yetkililerin geriye bıraktıklarının yanında olduğunu vurgular. Büyük Devlet adamı Atatürk, TBMM’de ilgili kanunun gerekçesini; 

“Memleketin kurtuluşunu,geleceğini, saadetini ilerleme ve gelişmesini hayat tarzı kabul eden ve suikaste maruz kalarak şehit edilen yöneticilerin geride bıraktığı eş ve çocukları milletin ve devletin emanetindedir.Büyük idealler peşinde hayatlarını feda eden büyük insanların aile ve evlatlarının acılarını teselli etmek, onları mükafatlandırmak benzerlerini gayrete getirmek ve milletin şükran hislerini göstermek, kuvvetlendirmek, onların fakir fukara durumuna düşmemesi için gereğini yapmak,’’ şeklinde açıklar.

           Kemal Bey’in kızı merhum Müşerref Gürenci’nin anlattığına göre, Atatürk, dedesini Konyada kabul ettiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçer ;

 Atatürk - “gel bakalım devletin babası”.
Arif Bey - “Aman Paşam devletin babası sizsiniz”.
Atatürk - “Sen öyle bir evlat yetiştirdin ki oğlun bu meşaleyi tutmasaydı biz ateşi yakamazdık. Işık tutan senin oğlundur” der…
Aziz hatırasını rahmet ve minnetle anıyorum. Allah rahmet eylesin.
Süheyl Çobanoğlu