Translate

16 Nisan 2024 Salı

İLK BOĞAZ KÖPRÜSÜ

İSTANBUL BOĞAZINA İLK 
KÖPRÜ,

Pers kralı 1. Dareios'un İskit seferi sırasında mimar Mandroklees tarafından MÖ 512 yılında inşa edildi.

M.Ö 525 yıllarında Anadolu’yu zapt eden Persler, daha önceki yıllarda komşuları olan İskitleri yaşadıkları toprakları istila ederek, dönemin en büyük İmparatorluğunu kurmak isterler. Persler bu yıllarda eski komşu kavimleri olan İskitlilerin yerleştiği Tuna Boyları ve Doğu Avrupa’daki yerleşimlerine ve Kıta Yunanistan’ın kent devletlerinden Atina ve Sparta’lıların egemenliğine son vermek için bölgeye akınlar düzenler. İşte bu yıllarda Anadolu’dan Balkanlara çıkarken ordularını Çanakkale, İstanbul ve Tuna üzerinden geçirirken karşılaştığı zorluğu aşmak için Çanakkale ve İstanbul boğazlarına mavnaları birleştirerek büyük kayaları urganlarla sabitleyerek köprüler kurmuşlardır. 

İşte tarihte boğazlara ilk kurulan bu köprülerden askerlerini ve mühimmatlarını geçiren Persler Balkanlarda ve Kıta Yunanistan’ı egemenliği altına aldıktan sonra Tuna Boylarında ve Ukrayna steplerindeki İskitlilere saldırmak için yine Tuna nehri üzerine aynı şekilde köprü kurarak egemenlikleri altına almak için savaşmışlardır. Persler bu dönemin en büyük egemen gücü olarak kabul edilir. Daha sonra ki yıllarda Hint Seferine çıkan Büyük İskender gibi onlar da bu yıllarda Doğu Avrupa’daki kavimleri egemenlikleri altına alarak Cihan İmparatorluğu kurmuşlardır.

Tarihin Babası olarak anılan Heredot yazdığı “Historica” adlı kitaptaki anlatıma göre; Pers Kralı 1. Dareios, İskitlere karşı planladığı seferi için son hazırlıklarını tamamladı ve MÖ 512 yılının baharında ordusunun başında kraliyet şehri Susa'dan yola çıktı. “İstanbul Boğazı kenarındaki Kalkhedon'a (Kadıköy) gelen Pers Kralı, oradan gemiye binerek Kyaneai Adaları'na doğru yelken açtı. 

Boğaz üzerinde Karadeniz'in girişindeki yüksek bir burnun ucuna oturan kral, buradan bilinen bütün denizlerin en şaşırtıcısı olan Karadeniz'in görülmeye değer doyulmaz güzelliklerini seyre daldı. Pers Kralı, tekrar gemiye binerek mimar Mandroklees tarafından gemilerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan İstanbul Boğazı'ndaki köprüye doğru yol aldı.”

Gemiler önce komut verilir verilmez akıntıda yüzmeye bırakılırdı. Bu şekilde gemilerin burunları Karadeniz ile dik açı yapacak biçimde konumlandırılacağı için Boğaz'ın akıntısına paralel düşer ve akıntı nedeniyle gemileri birbirine bağlayan halatlara binen yükü azaltırdı. Böylesine derin ve geniş su kütleleri üzerinde gemiler birbirlerine demir kıskaçlarla çengelleniyordu.

 Ayrıca Boğaz'da işleyen küçük teknelerin geçişi için köprüde aralıklar bırakılıyordu. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra gemileri birbirine bağlayan halatları karadan ağaç burgular ve çıkrıklar kullanarak gererlerdi. Bu şekilde köprünün çatısı oluşturulduktan sonra köprünün eni boyunca kalın kalaslar kesilirdi.

Pers Kralı Dareios, köprüyü tetkik ettikten sonra hayranlık uyandırıcı bir işi böylesine kısa bir sürede başardığı için Samoslu mimar Mandroklees’e ücretinin 10 katını verdi. Mandroklees de bu bağışla, köprüye bakılarak yapılacak bir resim için ödül koydu. Tabloda, şeref koltuğunda oturan Dareios’un, boğaz üzerinde gemilerin bir araya getirilmesiyle inşa edilen köprü üzerinden Asya’dan Avrupa kıtasına geçen Pers ordusunu seyredişi resmedildi.
Mandroklees, tablo üzerine "Mandroklees, balığı bol Bosporos’ta bir köprü inşa etti/Yaptığı bu işin anısını tanrıça Hera’ya sungu olarak ayırdı/Kral Dareios’un planını başarıyla yerine getirerek/Hem kendi onur tacı elde etti, hem de Samoslular’ın ününü artırdı" dizelerini yazdıktan sonra adak olarak Hera Tapınağı’nın duvarına astırdı.

Dareios, Mandroklees’i mükafatlandırdıktan sonra MÖ 512 yılında 740 metre genişliğindeki köprüden Avrupa’ya geçti. Daha sonra boğaz üzerindeki köprüyü oluşturan gemiler ayrıldı. Böylelikle Pers donanması, çeşitli filolar halinde Byzantion, Kalkhedon limanları ile İstanbul Boğazı kıyılarında demir attı.

Murat Arslan'ın 'İstanbul'un Antik Çağ Tarihi/Klasik ve Helenistik Dönemler' adlı kitabında da benzer hikayelere ter verilir.
 
SONNOT; Mandroklees’in yaptığı gerçekten zor , ancak fizik kuralları içinde gayet mümkün bir köprü idi. Nitekim günümüzde orduların su engeli aşan İstihkam Seyyar Yüzücü Hücum Köprüsü taktiklerinden biri de  Mandroklees’in uyguladığı sistemdir. Bunun iki fotoğrafını son görsellere koydum. 
Ancak o zamanlar buna adeta bir mucize ya da sihir olarak bakılmış olması mümkündür. Acaba yüzyıllar sonra sihirbazların kendilerine "mandrake" demesinin Mandroklees ile etimolojik olarak bir ilgisi var mı?
 ( TOLGA EKİNLİ ) 





1 Nisan 2024 Pazartesi

DÜNYANIN SIFIR NOKTASI


Bütün yollar Roma'ya çıkar" çok bilinen sözdür. Zannedilir ki İtalya'nın başkenti Roma için söylenmiştir. 

Ama kastedilen Roma, Nouva yani Yeni Roma, yani Konstantinople, yani İstanbul'dur. 

Hikayesi ise şöyledir:

Bizans İmparatoru Büyük Konstantin 
(272- 337), sadece beş bin kişinin yaşadığı Byzantium'u, Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapmak ve yeni bir şehir yaratmak için 324 yılında kolları sıvar ve yedi tepeli şehri 14 bölgeye ayırarak işe koyulur.

Büyük bir saray (İmparatorluk Sarayı), Senato Sarayı, Aya İrini Kilisesi, Kutsal Havariler Kilisesi (bugün yerinde Fatih Camisi vardır), Ayasofya (başlar ama bitiremez), otuz üç bin kişilik bir Hipodrom, su kemeri, kendi adını taşıyan heykellerle süslü bir meydan (Çemberlitaş), annesi Augusteum adına bir meydan inşa edilir ve şehir ülkenin her tarafından getirilen antik sanat eserleri ile süslenir.

Şehrin korunması için eski surlar yıkılır ve yerlerine bugün hiçbir izi kalmayan Konstantin Surları inşa edilir. Ayrıca Ayasofya'nın önünden başlayarak Mese adıyla büyük bir bulvar (bugünkü Divanyolu Caddesi) açılır.
Altı yıl süren faaliyet sonunda ortaya muhteşem ve modern bir şehir çıkar. 11 Mayıs 330 Pazartesi günü geldiğinde yapılan büyük bir törenle Byzantium, Roma İmparatorluğu'nun başkenti olur ve şehre senatonun da kararıyla Nuova Roma- Yeni Roma adı verilir. Büyük törenlerle kutlama yapılır.

İki yıl kadar geriye döndüğümüzde yani inşaatın devam ettiği sırada bir gün baş mimar Leontius, İmparator Konstantin'e bir konuyu açar:
"Majeste, imparatorluk ailesi yakınlarının, senatörlerin ve devlet ileri gelenlerinin oturması için Kutsal Havariler Kilisesi'nin olduğu bölgeyi ayırdık. Halk için ayrılan bölge ise Küçük Limanla büyük Liman arası. Gerek küçük Liman ve gerekse Büyük Liman'ın etrafı ticaret erbabına ve denizcilere ayrılmıştır. Daha sonraki yıllarda yerleşim kendi mecrası içinde devam edecektir. Ancak bir noktaya daha işaret etmem gerekecektir. Bizim kanımıza göre Byzantium dünyanın merkezi haline getirilmelidir. Bunun için önce, halen Kudüs'te muhafaza edilen ve İsa tarafından dokunulduğu için kutsal sayılan bir taş vardır. İsmi Milion. Bu taşın getirilip yıkıntı halinde bulunan tapınağın (O sırada henüz Ayasofya yoktur) karşısına yerleştirilmesi uygun olur.
Taşın olduğu yer dünyada (0/ Sıfır) noktası sayılmalı ve bütün mesafeler bu noktadan itibaren ölçülmelidir. Eğer bu gerçekleşirse, taşın hemen yanına bir büro inşa edilecektir. 
Bu büronun görevi başvuranlara o noktadan itibaren uzaklığı ve yolları gösteren haritalar satmak olacaktır. Bir örnek vermem gerekirse, Byzantium'dan Antakya'ya gidecek yolcular ve kervanlar buradan gelip harita satın alacaklar ve Antakya'ya kadar nasıl, hangi yolu takip ederek ve kaç günde gideceklerini bileceklerdir. Ayrıca yollar üzerinde konaklama yerleri de işaret edilecektir. Böylece Byzantium dünyanın merkezi haline gelecektir."

Gerçekten aynen öyle olur. Milion Taşı Kudüs'ten getirilir. Ayasofya'nın karşısına yerleştirilir. 1453 yılına kadar o taşın bulunduğu yer artık dünyada (0) noktasıdır.

Onun için "Bütün Yollar Roma'ya çıkar", sözü Nouva Roma- Yeni roma yani Konstantinople yani İstanbul için söylenmiştir.

Başka bir ülkede olsa, ışıklarla aydınlatılan, özel önem verilen bir müthiş turizm cazibesi ve para basma makinesi haline getirilecek olan Milion Taşı, Ayasofya'nın karşısında pek de fark edilmeden, 1683 yıl boyunca ve zannımca boynu bükük öylece durmaktadır. Üstelik ismi yanlış yazılan tabelasıyla.

Kemal Şahin Talan 
Selanik Platformu Başkanı🇹🇷

23 Mart 2024 Cumartesi

İ L G İ N Ç B İ L G İ L E R

🤔İlginç Bilgiler🤔
Fareler Kusamaz.🐭
-Bir yılan 3 yıl uyuyabilir.🐍
-Bal bozulmayan tek gıdadır.🐝
-Zürafalar yüzemez.🦒
-Yılanlar duyamaz.🐍
-Karıncalar uyuyamaz.🐜
-Kirpiler suda batmaz.🦔
-Kutup ayıları solaktır.🐻
-Sineklerin 5 tane gözü vardır.🦗
-Yunuslar bir gözü açık uyurlar.🐋
-Develerin 3 tane kaşı vardır.👀
-Fil zıplayamayan tek memelidir.🐘
-Sığırların 4 tane midesi vardır.🐄
-Kangurular geri-geri yürüyemezler.🦘
-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.🐎
-2600 kadar kurbağa cinsi var.🐸
-Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.🐻
-Sadece domuzlar güneşten yanabilir.🐽
-Sadece dişi sivrisinekler ısırır.🤣
-Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.😲
-Karınca kendi ağırlığının 10 katını taşıyabilir.💪
-Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.☔️
-Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın 
dil var🗣
-Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.☃️
-Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.🎯
-Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.🙈
-Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.🤷🏻‍♀️
- Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.🙇‍♀️
-Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler.🤦🏻‍♀️
-İnsan yılda en az 1460 rüya görür.🧚‍♀️
-İçtiğimiz sular 3 milyar yaşındadır.🧿
-Karınca iki hafta su altında yaşayabilir.🐜
-Parmak izi gibi herkesin dil izi de farklıdır.😜
-Dünyada insanlardan daha çok tavuk var.🐔
-Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.🪐
-İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.🏃‍♀️
-Hiçbir kağıt 7 defadan fazla 2'ye katlanamaz.🙅🏻‍♀️
-Türkiye'de Mehmet adında 1 milyon 229 kişi var.🙋🏻‍♂️
-Günde hiç durmadan 24 saat sayı saysanız,
1 trilyona ulaşmanız 32 yıl alır.😳
-Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.🥳
-Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır. Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır.🤭
-13 rakamının uğursuz olarak bilinmesi nedeniyle ABD'de birçok otelde 13. katta oda bulunmaz.❌
-Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmaz, sizi gizler. 
Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamalarını engeller.🙄
-Salatalığın yüzde 96'sı sudur.🥒
-Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır.🦷
-Coca-Cola'nın orijinal rengi yeşildir.🤑
-Uranüs çıplak gözle görülen bir gezegendir.💫
-Bir kadının sahip olduğu en fazla çocuk 
sayısı 69.😳
-Günümüzde, evlenenlerin yüzde ellisi boşanmaktadır.🥺
-Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 
1 milyondur.😵
-Kurşun geçirmez yeleği, yangın çıkışını, cam sileceğini ve lazer yazıcıyı kadınlar icat etmiştir.
☺️☺️

20 Mart 2024 Çarşamba

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER....

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER OLUR MU, OLMAZ MI ? 

Demeyin... Tamamen gerçek bir hikayeden alıntıdır.

Babamın dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya, öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle otururdu. 

Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı. Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. 

Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki? Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık. Olur muydu??

Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış boğuşuyorlar. Yüzbaşı hücum için emir bekliyor. 

Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin... Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...

"Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim...Haydi ! Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. 

Biraz sonra Yüzbaşı; 
" Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor. Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."

" Kabe Karşımızda... "

Arkadan Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "
O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.

Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular...

🤲🤲🤲🤲

~Alıntı~

13 Mart 2024 Çarşamba

YOĞURT, LAHANA DOLMASI, KALABALIK, KÖŞK....

İsveççe'ye geçen 4 Türkçe kelime ve yemek
"12. Karl ( Demirbaş Karl ) 1707 yılında Rusya’ya Ukrayna üzerinden savaş açtı. 
8 Temmuz 1709 tarihinde ise Poltava kalesini almak için uğraşan İsveç ordusu, Deli Petro’nun komuta ettiği Rus ordusu karşısında ağır bir yenilgi aldı. 
Bu mağlubiyetin ardından İsveç Kralı 12. Karl, 2 bin askeriyle, Osmanlı topraklarına sığındı. Moldova’ya bağlı Bender şehrinde 5 yıl kadar kalan İsveç Kralının tüm masrafları Osmanlı Devleti tarafından karşılanmıştı.
Demirbaş Şarl ülkesine dönünce onunla beraber 4 Türkçe kelime de İsveççe'ye geçti: 

"Kalabalık, köşk, yoğurt ve dolma kelimeleri o günden beri İsveççede kullanılıyor." 12. Karl sayesinde, lahana dolmasının da İsveç mutfağının vazgeçilmezleri arasına girdi.

9 Mart 2024 Cumartesi

S O L İ T İ N

Ankara Hıfsızsıhha Gıda Denetim Bölüm Başkan Yrd. Gönül Özdeğer ve iki asistanı SOLİTİN adlı kimyasal ile ilgili çalışmaları ve yayınları nedeniyle ölüm tehditi aldıklarını açıkladılar ve savcılığa suç duyurusunda bulundular.

 SOLİTİN

Gıdalarda hiç bulunmaması gereken kimyasal bir ajan. Basit olarak, melaminimsi bir plastik. Süt, yoğurt, ayran ve sütün girdiği her çeşit besine katılıyor çünkü bu molekül su ile inanılmaz şekilde bağlanarak kıvam arttırıyor. Bu da hem imalat prosesleri açısından zaman kazandırıyor, hem gıda doğallığını kaybettiğinden son kullanma tarihini uzatıyor ve firmaların stoklu çalışmasını sağlıyor, hem de maliyeti inanılmaz düşürerek firmaların rekabet gücünü arttırıyor.
Çocuklarınıza elli kuruşa gofret, çikolata ve süt ürünleri alabilmeniz, evlerimize çeşit çeşit peynir, yoğurt, hazır sütlü tatlı vs. girebilmesi hep bu yüzden.

SOLİTİN bir trikalsit bileşiği. Yani doğada en bol ve bedava bulabileceğiniz türden, tebeşir gibi, alçı taşı gibi. Oysa bu bileşik böbreklerden atılırken tubuluslarda glomerüllerde birikiyor ve filtrasyonu yani böbreklerin kanı süzmesini engelliyor. Sonuç: Böbrek yetmezliğine uzanan ağır tıbbi sorunlar. Serum üre ve kraetinin düzeylerinde artış, devamlı yorgunluk hali, bellek ve konsantrasyon bozuklukları. Almanya Solingen üniversitesi Psikiyatri bölümünün 2009da yaptığı bir araştırmaya göre de şizofreni gelişimi... 

SOLİTİN​ TESBİTİ İÇİN:
Üretici firmalar SOLİTİN'i hiçbir şekilde ürün etiketlerinde bildirmiyorlar. 
Aldığımız ürünlerde SOLİTİN olup olmadığını yine de anlayabiliriz. 
Aldığınız sıvı ürünler (süt, ayran, çikolatalı süt vs) için: Bir metali (çatal, kaşık vs) el yakacak düzeyde ısıtın ve test etmek istediğiniz sıvıya batırarak çalkalayın, metali çıkardığınızda birbirinden ayrılmış öbekler halinde beyaz topaklar görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.
Peynir vs türü ürünlerde ise üründen bir parça alarak sirkeli suya koyun. Eğer sirkeli suyun üzerinde beyazımsı bir tabaka görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.
Çikolata, gofret türü ürünlerde ise ürünü elinizle basitçe kırın, eğer kırığın her iki tarafında süt beyazı noktalar varsa o üründe de SOLİTİN var demektir.

Bu bilgileri çevremize yayalım, lütfen. AB ülkelerinde izin verilmeyen bu katkı maddesinin üretici firmalar tarafından daha fazla kullanılmasını engelleyelim. 

Saygılarımla
Dr Gülden Semavi 
Hacettepe Tıp Fakültesi Biyokimya Uzmanı

22 Şubat 2024 Perşembe

H İ Ç

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce,
sormuş Hoca: “Sen kimsin?”
“Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam…
“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiiiç.” Demiş
“Daha niye kabarıyorsun be adam, demiş Hoca..
ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım.
——————————————-
Makam, mevki, rütbe, unvan; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır ve öldüğümüzde sadece çıplaklığımızı götürebiliriz bu dünyadan."

Doğan CÜCELOĞLU

30 Ocak 2024 Salı

GÜMÜŞ & CEVİZ

KARA VEBA ve GÜMÜŞ  

14. yüzyıla geldiğimizde Kara Veba salgını Avrupa’da yaşayanların %25’ini katlederken, 
tek etkilenmeyenler çingenelerdi.

Sebebi ise çingenelerin gümüşü enjekte edilebilir hale dönüştürüp, damar yolu ile vücuda vermeleriydi.

Peki, gümüş hangi özelliğinden ötürü insanlar katledilirken, çingeneleri vebadan dahi koruyabildi?

Gümüş iyonlarının en önemli özelliği, antibakteriyel olmasıdır ve düşük toksik özelliğe sahip olduğundan dolayı, üzerinde mikroorganizmaların bağışıklık kazanamadıkları ağır bir metaldir.

Bunun yanında gümüş elementi, antibiyotik özelliği gösterir ve bakteriyel enfeksiyonlarda, yanıklarda, yaralarda, kronik ülserde kullanımı oldukça faydalıdır. Gümüş elementi kolay reaksiyona girebilen bir metal olduğundan dolayı, zehri de hemen belli eder.

Doktorlar gümüşün faydalarını biliyorlar ve hastalarına eğer sağlıklı olmak istiyorlarsa gümüş tabaklarda ve gümüş çatal bıçak kaşık kullanarak yemek yemelerini tavsiye ediyorlardı.

Zehirlenmek istemeyen devlet adamları da genellikle gümüşten imal edilmiş bardak, tabak, çatal vb. eşyaları kullanmaktaydılar.

“Ağzında gümüş kaşıkla doğmak” deyimini ve varlıklı insanlar için kullanıldığını muhtemelen duymuşsunuzdur.

Bu deyimin kökeni, insanların gümüşün iyileştirici etkisini bildiklerinden yeni doğan çocukları koruması için ağzına kaşık koymalarından gelir.(?)

Gümüş bunun yanında, 450 tür bakterinin DNA’sını bozarak yok edebilen tek elementtir.

Vücutta bulunan sağlıklı hücrelerin hızlıca bölünerek çoğalmasını sağlayarak, günümüzde de halen görülen pek çok hastalığın yayılmasını engelleyebilen bir elementten bahsediyoruz.

Peki, ne oldu da gümüş hayatımızdan çıkarıldı? Madem bunca faydası var niçin bir şekilde vücudumuzun bu elementi almasını sağlamıyoruz?

Bu olayın çıkış noktası ta İkinci Dünya Savaşı dönemine kadar gider.

O dönem hastalıkların ve yaraların tedavisi için keşfedilen penisilin, sentetik olarak üretilmeye başlanır.

Ve böylece tıpta patenti alınmış sentetik ilaçlarla, büyük ilaç firmalarını çok zengin eden yeni bir çağ başlar. Bu şirketler patentini almadıkları hiçbir şeyi satamayacaklardır ve tabiatta bulunan maddeler de doğası gereği patentlenemezler(!).

Ve böylelikle içine doğduğumuz sistemin getirisi olarak gümüş bir şekilde hayatlarımızdan çıkarıldı.

Daha doğrusu tam manasıyla çıkarıldı demek yanlış olur, bir şekilde unutmamız ve onun yerine, firmaların ürettiği sentetik penisilini kullanmamız öğütlendi.

1906 senesinde bütün büyük ilaç şirketlerini satın alan John D. Rockefeller koloidal gümüşün ilaç satışlarının önünde engel oluşturacağının farkındaydı.

Bu sebeple Jude Abraham Felxner yardımı ile Amerika’daki tüm tıp fakültelerinde gümüş suyu konusunun işlenmeyeceği ve bu talimata uymayan tüm profesörlerin lisanslarının elinden alınacağını belirtmişti.

İşin ilginç tarafı Rockefeller, ailesinin hiçbir zaman ilaç kullanmasına izin vermedi.

Geçtiğimiz aylarda vefat eden David Rockefeller’in geride bıraktığı mirasa en çok katkı yapan sektörlerden birisi de elbette ilaç sektörü.

Manidar değil mi?

Gümüş elementi, tüm bu anlatılanlardan dolayı olacak ki bir şekilde hayatımızdan çıkarıldı.

Pek çok insan şu an için gümüş elementinin sonsuz faydalarından yararlanamıyor, çünkü bunlar bize ne anlatılıyor ne de kullanmamız konusunda teşvik ediliyor.

Aksine sürekli olarak, sentetik olarak üretilen 
ve patentlenmiş ilaçlar satılıyor. Bakalım insanoğlu bu ilaçlara daha ne kadar dayanabilecek…

Son olarak, içerisinde gümüş iyonu barındıran tek besin cevizdir.

Bu bilgilere okuyup, içinize sindiyse eğer tüketmeyi asla unutmamamız gereken en önemli besin CEVİZ’dir..

Alıntı

13 Ocak 2024 Cumartesi

Agora Meyhanesi

"BURASI AGORA MEYHANESİ" 

1890’da bir Rum olan kaptan Asteri , Balat çarşısında bir Meyhane açar.
 Meyhanesine de Rumca “meydan” anlamına gelen “Agora” adını koyar. 

Meyhane masa yerine kullanılan dev fıçıları ve ucuz şaraplarıyla kısa zamanda ün yapar. 
Ama meyhanenin ününü artıran olay ilgisiz bir biçimde İzmir kaynaklıdır.
Aradan zamanlar geçer...
Tarih 1959’dur.

Onur Şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi 
Komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz. 
Aşk acısı ona soluğu birçok zaman, İzmir’in Agora semtinde aldırmaya başlar. 
Çünkü Agora salaş meyhanelerin mekanıdır.
 Bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir ve bir mektup yazmaya başlar aşkına.

Mektup şöyle başlar: 

“Sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.”

Onur Şenli, mektubun ileriki
 bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır. 
Şiirine de şu adı koyar: 
"Gece, Şarap ve Aşk" 

Onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir, 
şiiri kabul edilir.
 Şiir dergide tam basılmak üzereyken,bir gazetenin kültür-sanat editörü tarafından görülür. Editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek.
 
" Agora Meyhanesi."

Şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur. 
Hatıra defterlerinde yer alır,
 sevgililerin kulaklarına fısıldanır,
şarkısı yapılır,
 Şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz. 

Şarkıyı dinleyenler İzmir’deki 
Agora’dan habersiz Balat’ta ki Agora Meyhanesi’ne akın ederler.
 Çünkü şarkıdaki Agora Meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler.
 Haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar.
 Öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 Türk Filmi’nin
 meyhane bölümleri burada çekilir.
 Yani ucuz şarapların satıldığı meyhane Türkan Şoray’ları, Fikret Hakan’ları, Ayhan Işık’ları, Cüneyt Arkın’ları ağırlamaya başlar.
 Sonraları kaderine terkedilir. 

AGORA MEYHANESİ

Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum
Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında

Saatlerdir boşalan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum
Tabağımdaki her zeytin tanesine
Simsiyah bakışlarını koyuyorum
Ve kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.

Burası agora meyhanesi
Burada yaşar aşkların en madarası
Ve en şahanesi
Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir

Burası agora meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası?
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil
Bu da bir nevi namuslu serserilik

Dışarda hafiften bir yağmur var
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
Gönlümde bütün dertlerin horan teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu

Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
Umutlar tükenir, mezeler biter
Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
Bu sarhoş şehrin üstüne
Birazdan bu yağmur da diner
Sen bakma benim böyle 
Delice efkarlandığıma
Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Her şeyden habersiz onu da yıkar
Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?

Dedim ya burası agora meyhanesi
Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
Burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mesut insanların dünyası."
 
(Kanserle savaşan Dr. Onur Şenli 
 tedavi gördüğü hastanede vefat eder 2017)

Alıntı