Translate

16 Nisan 2024 Salı

İLK BOĞAZ KÖPRÜSÜ

İSTANBUL BOĞAZINA İLK 
KÖPRÜ,

Pers kralı 1. Dareios'un İskit seferi sırasında mimar Mandroklees tarafından MÖ 512 yılında inşa edildi.

M.Ö 525 yıllarında Anadolu’yu zapt eden Persler, daha önceki yıllarda komşuları olan İskitleri yaşadıkları toprakları istila ederek, dönemin en büyük İmparatorluğunu kurmak isterler. Persler bu yıllarda eski komşu kavimleri olan İskitlilerin yerleştiği Tuna Boyları ve Doğu Avrupa’daki yerleşimlerine ve Kıta Yunanistan’ın kent devletlerinden Atina ve Sparta’lıların egemenliğine son vermek için bölgeye akınlar düzenler. İşte bu yıllarda Anadolu’dan Balkanlara çıkarken ordularını Çanakkale, İstanbul ve Tuna üzerinden geçirirken karşılaştığı zorluğu aşmak için Çanakkale ve İstanbul boğazlarına mavnaları birleştirerek büyük kayaları urganlarla sabitleyerek köprüler kurmuşlardır. 

İşte tarihte boğazlara ilk kurulan bu köprülerden askerlerini ve mühimmatlarını geçiren Persler Balkanlarda ve Kıta Yunanistan’ı egemenliği altına aldıktan sonra Tuna Boylarında ve Ukrayna steplerindeki İskitlilere saldırmak için yine Tuna nehri üzerine aynı şekilde köprü kurarak egemenlikleri altına almak için savaşmışlardır. Persler bu dönemin en büyük egemen gücü olarak kabul edilir. Daha sonra ki yıllarda Hint Seferine çıkan Büyük İskender gibi onlar da bu yıllarda Doğu Avrupa’daki kavimleri egemenlikleri altına alarak Cihan İmparatorluğu kurmuşlardır.

Tarihin Babası olarak anılan Heredot yazdığı “Historica” adlı kitaptaki anlatıma göre; Pers Kralı 1. Dareios, İskitlere karşı planladığı seferi için son hazırlıklarını tamamladı ve MÖ 512 yılının baharında ordusunun başında kraliyet şehri Susa'dan yola çıktı. “İstanbul Boğazı kenarındaki Kalkhedon'a (Kadıköy) gelen Pers Kralı, oradan gemiye binerek Kyaneai Adaları'na doğru yelken açtı. 

Boğaz üzerinde Karadeniz'in girişindeki yüksek bir burnun ucuna oturan kral, buradan bilinen bütün denizlerin en şaşırtıcısı olan Karadeniz'in görülmeye değer doyulmaz güzelliklerini seyre daldı. Pers Kralı, tekrar gemiye binerek mimar Mandroklees tarafından gemilerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan İstanbul Boğazı'ndaki köprüye doğru yol aldı.”

Gemiler önce komut verilir verilmez akıntıda yüzmeye bırakılırdı. Bu şekilde gemilerin burunları Karadeniz ile dik açı yapacak biçimde konumlandırılacağı için Boğaz'ın akıntısına paralel düşer ve akıntı nedeniyle gemileri birbirine bağlayan halatlara binen yükü azaltırdı. Böylesine derin ve geniş su kütleleri üzerinde gemiler birbirlerine demir kıskaçlarla çengelleniyordu.

 Ayrıca Boğaz'da işleyen küçük teknelerin geçişi için köprüde aralıklar bırakılıyordu. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra gemileri birbirine bağlayan halatları karadan ağaç burgular ve çıkrıklar kullanarak gererlerdi. Bu şekilde köprünün çatısı oluşturulduktan sonra köprünün eni boyunca kalın kalaslar kesilirdi.

Pers Kralı Dareios, köprüyü tetkik ettikten sonra hayranlık uyandırıcı bir işi böylesine kısa bir sürede başardığı için Samoslu mimar Mandroklees’e ücretinin 10 katını verdi. Mandroklees de bu bağışla, köprüye bakılarak yapılacak bir resim için ödül koydu. Tabloda, şeref koltuğunda oturan Dareios’un, boğaz üzerinde gemilerin bir araya getirilmesiyle inşa edilen köprü üzerinden Asya’dan Avrupa kıtasına geçen Pers ordusunu seyredişi resmedildi.
Mandroklees, tablo üzerine "Mandroklees, balığı bol Bosporos’ta bir köprü inşa etti/Yaptığı bu işin anısını tanrıça Hera’ya sungu olarak ayırdı/Kral Dareios’un planını başarıyla yerine getirerek/Hem kendi onur tacı elde etti, hem de Samoslular’ın ününü artırdı" dizelerini yazdıktan sonra adak olarak Hera Tapınağı’nın duvarına astırdı.

Dareios, Mandroklees’i mükafatlandırdıktan sonra MÖ 512 yılında 740 metre genişliğindeki köprüden Avrupa’ya geçti. Daha sonra boğaz üzerindeki köprüyü oluşturan gemiler ayrıldı. Böylelikle Pers donanması, çeşitli filolar halinde Byzantion, Kalkhedon limanları ile İstanbul Boğazı kıyılarında demir attı.

Murat Arslan'ın 'İstanbul'un Antik Çağ Tarihi/Klasik ve Helenistik Dönemler' adlı kitabında da benzer hikayelere ter verilir.
 
SONNOT; Mandroklees’in yaptığı gerçekten zor , ancak fizik kuralları içinde gayet mümkün bir köprü idi. Nitekim günümüzde orduların su engeli aşan İstihkam Seyyar Yüzücü Hücum Köprüsü taktiklerinden biri de  Mandroklees’in uyguladığı sistemdir. Bunun iki fotoğrafını son görsellere koydum. 
Ancak o zamanlar buna adeta bir mucize ya da sihir olarak bakılmış olması mümkündür. Acaba yüzyıllar sonra sihirbazların kendilerine "mandrake" demesinin Mandroklees ile etimolojik olarak bir ilgisi var mı?
 ( TOLGA EKİNLİ ) 





1 Nisan 2024 Pazartesi

DÜNYANIN SIFIR NOKTASI


Bütün yollar Roma'ya çıkar" çok bilinen sözdür. Zannedilir ki İtalya'nın başkenti Roma için söylenmiştir. 

Ama kastedilen Roma, Nouva yani Yeni Roma, yani Konstantinople, yani İstanbul'dur. 

Hikayesi ise şöyledir:

Bizans İmparatoru Büyük Konstantin 
(272- 337), sadece beş bin kişinin yaşadığı Byzantium'u, Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapmak ve yeni bir şehir yaratmak için 324 yılında kolları sıvar ve yedi tepeli şehri 14 bölgeye ayırarak işe koyulur.

Büyük bir saray (İmparatorluk Sarayı), Senato Sarayı, Aya İrini Kilisesi, Kutsal Havariler Kilisesi (bugün yerinde Fatih Camisi vardır), Ayasofya (başlar ama bitiremez), otuz üç bin kişilik bir Hipodrom, su kemeri, kendi adını taşıyan heykellerle süslü bir meydan (Çemberlitaş), annesi Augusteum adına bir meydan inşa edilir ve şehir ülkenin her tarafından getirilen antik sanat eserleri ile süslenir.

Şehrin korunması için eski surlar yıkılır ve yerlerine bugün hiçbir izi kalmayan Konstantin Surları inşa edilir. Ayrıca Ayasofya'nın önünden başlayarak Mese adıyla büyük bir bulvar (bugünkü Divanyolu Caddesi) açılır.
Altı yıl süren faaliyet sonunda ortaya muhteşem ve modern bir şehir çıkar. 11 Mayıs 330 Pazartesi günü geldiğinde yapılan büyük bir törenle Byzantium, Roma İmparatorluğu'nun başkenti olur ve şehre senatonun da kararıyla Nuova Roma- Yeni Roma adı verilir. Büyük törenlerle kutlama yapılır.

İki yıl kadar geriye döndüğümüzde yani inşaatın devam ettiği sırada bir gün baş mimar Leontius, İmparator Konstantin'e bir konuyu açar:
"Majeste, imparatorluk ailesi yakınlarının, senatörlerin ve devlet ileri gelenlerinin oturması için Kutsal Havariler Kilisesi'nin olduğu bölgeyi ayırdık. Halk için ayrılan bölge ise Küçük Limanla büyük Liman arası. Gerek küçük Liman ve gerekse Büyük Liman'ın etrafı ticaret erbabına ve denizcilere ayrılmıştır. Daha sonraki yıllarda yerleşim kendi mecrası içinde devam edecektir. Ancak bir noktaya daha işaret etmem gerekecektir. Bizim kanımıza göre Byzantium dünyanın merkezi haline getirilmelidir. Bunun için önce, halen Kudüs'te muhafaza edilen ve İsa tarafından dokunulduğu için kutsal sayılan bir taş vardır. İsmi Milion. Bu taşın getirilip yıkıntı halinde bulunan tapınağın (O sırada henüz Ayasofya yoktur) karşısına yerleştirilmesi uygun olur.
Taşın olduğu yer dünyada (0/ Sıfır) noktası sayılmalı ve bütün mesafeler bu noktadan itibaren ölçülmelidir. Eğer bu gerçekleşirse, taşın hemen yanına bir büro inşa edilecektir. 
Bu büronun görevi başvuranlara o noktadan itibaren uzaklığı ve yolları gösteren haritalar satmak olacaktır. Bir örnek vermem gerekirse, Byzantium'dan Antakya'ya gidecek yolcular ve kervanlar buradan gelip harita satın alacaklar ve Antakya'ya kadar nasıl, hangi yolu takip ederek ve kaç günde gideceklerini bileceklerdir. Ayrıca yollar üzerinde konaklama yerleri de işaret edilecektir. Böylece Byzantium dünyanın merkezi haline gelecektir."

Gerçekten aynen öyle olur. Milion Taşı Kudüs'ten getirilir. Ayasofya'nın karşısına yerleştirilir. 1453 yılına kadar o taşın bulunduğu yer artık dünyada (0) noktasıdır.

Onun için "Bütün Yollar Roma'ya çıkar", sözü Nouva Roma- Yeni roma yani Konstantinople yani İstanbul için söylenmiştir.

Başka bir ülkede olsa, ışıklarla aydınlatılan, özel önem verilen bir müthiş turizm cazibesi ve para basma makinesi haline getirilecek olan Milion Taşı, Ayasofya'nın karşısında pek de fark edilmeden, 1683 yıl boyunca ve zannımca boynu bükük öylece durmaktadır. Üstelik ismi yanlış yazılan tabelasıyla.

Kemal Şahin Talan 
Selanik Platformu Başkanı🇹🇷

23 Mart 2024 Cumartesi

İ L G İ N Ç B İ L G İ L E R

🤔İlginç Bilgiler🤔
Fareler Kusamaz.🐭
-Bir yılan 3 yıl uyuyabilir.🐍
-Bal bozulmayan tek gıdadır.🐝
-Zürafalar yüzemez.🦒
-Yılanlar duyamaz.🐍
-Karıncalar uyuyamaz.🐜
-Kirpiler suda batmaz.🦔
-Kutup ayıları solaktır.🐻
-Sineklerin 5 tane gözü vardır.🦗
-Yunuslar bir gözü açık uyurlar.🐋
-Develerin 3 tane kaşı vardır.👀
-Fil zıplayamayan tek memelidir.🐘
-Sığırların 4 tane midesi vardır.🐄
-Kangurular geri-geri yürüyemezler.🦘
-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.🐎
-2600 kadar kurbağa cinsi var.🐸
-Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.🐻
-Sadece domuzlar güneşten yanabilir.🐽
-Sadece dişi sivrisinekler ısırır.🤣
-Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.😲
-Karınca kendi ağırlığının 10 katını taşıyabilir.💪
-Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.☔️
-Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın 
dil var🗣
-Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.☃️
-Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.🎯
-Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.🙈
-Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.🤷🏻‍♀️
- Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.🙇‍♀️
-Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler.🤦🏻‍♀️
-İnsan yılda en az 1460 rüya görür.🧚‍♀️
-İçtiğimiz sular 3 milyar yaşındadır.🧿
-Karınca iki hafta su altında yaşayabilir.🐜
-Parmak izi gibi herkesin dil izi de farklıdır.😜
-Dünyada insanlardan daha çok tavuk var.🐔
-Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.🪐
-İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.🏃‍♀️
-Hiçbir kağıt 7 defadan fazla 2'ye katlanamaz.🙅🏻‍♀️
-Türkiye'de Mehmet adında 1 milyon 229 kişi var.🙋🏻‍♂️
-Günde hiç durmadan 24 saat sayı saysanız,
1 trilyona ulaşmanız 32 yıl alır.😳
-Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.🥳
-Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır. Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır.🤭
-13 rakamının uğursuz olarak bilinmesi nedeniyle ABD'de birçok otelde 13. katta oda bulunmaz.❌
-Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmaz, sizi gizler. 
Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamalarını engeller.🙄
-Salatalığın yüzde 96'sı sudur.🥒
-Sivrisineklerin 47 tane dişi vardır.🦷
-Coca-Cola'nın orijinal rengi yeşildir.🤑
-Uranüs çıplak gözle görülen bir gezegendir.💫
-Bir kadının sahip olduğu en fazla çocuk 
sayısı 69.😳
-Günümüzde, evlenenlerin yüzde ellisi boşanmaktadır.🥺
-Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 
1 milyondur.😵
-Kurşun geçirmez yeleği, yangın çıkışını, cam sileceğini ve lazer yazıcıyı kadınlar icat etmiştir.
☺️☺️

20 Mart 2024 Çarşamba

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER....

KENDİ CENAZE NAMAZINI KILAN ŞEHİTLER OLUR MU, OLMAZ MI ? 

Demeyin... Tamamen gerçek bir hikayeden alıntıdır.

Babamın dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya, öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle otururdu. 

Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı. Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. 

Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki? Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık. Olur muydu??

Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış boğuşuyorlar. Yüzbaşı hücum için emir bekliyor. 

Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin... Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...

"Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim...Haydi ! Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. 

Biraz sonra Yüzbaşı; 
" Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor. Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."

" Kabe Karşımızda... "

Arkadan Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "
O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.

Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular...

🤲🤲🤲🤲

~Alıntı~

13 Mart 2024 Çarşamba

YOĞURT, LAHANA DOLMASI, KALABALIK, KÖŞK....

İsveççe'ye geçen 4 Türkçe kelime ve yemek
"12. Karl ( Demirbaş Karl ) 1707 yılında Rusya’ya Ukrayna üzerinden savaş açtı. 
8 Temmuz 1709 tarihinde ise Poltava kalesini almak için uğraşan İsveç ordusu, Deli Petro’nun komuta ettiği Rus ordusu karşısında ağır bir yenilgi aldı. 
Bu mağlubiyetin ardından İsveç Kralı 12. Karl, 2 bin askeriyle, Osmanlı topraklarına sığındı. Moldova’ya bağlı Bender şehrinde 5 yıl kadar kalan İsveç Kralının tüm masrafları Osmanlı Devleti tarafından karşılanmıştı.
Demirbaş Şarl ülkesine dönünce onunla beraber 4 Türkçe kelime de İsveççe'ye geçti: 

"Kalabalık, köşk, yoğurt ve dolma kelimeleri o günden beri İsveççede kullanılıyor." 12. Karl sayesinde, lahana dolmasının da İsveç mutfağının vazgeçilmezleri arasına girdi.

9 Mart 2024 Cumartesi

S O L İ T İ N

Ankara Hıfsızsıhha Gıda Denetim Bölüm Başkan Yrd. Gönül Özdeğer ve iki asistanı SOLİTİN adlı kimyasal ile ilgili çalışmaları ve yayınları nedeniyle ölüm tehditi aldıklarını açıkladılar ve savcılığa suç duyurusunda bulundular.

 SOLİTİN

Gıdalarda hiç bulunmaması gereken kimyasal bir ajan. Basit olarak, melaminimsi bir plastik. Süt, yoğurt, ayran ve sütün girdiği her çeşit besine katılıyor çünkü bu molekül su ile inanılmaz şekilde bağlanarak kıvam arttırıyor. Bu da hem imalat prosesleri açısından zaman kazandırıyor, hem gıda doğallığını kaybettiğinden son kullanma tarihini uzatıyor ve firmaların stoklu çalışmasını sağlıyor, hem de maliyeti inanılmaz düşürerek firmaların rekabet gücünü arttırıyor.
Çocuklarınıza elli kuruşa gofret, çikolata ve süt ürünleri alabilmeniz, evlerimize çeşit çeşit peynir, yoğurt, hazır sütlü tatlı vs. girebilmesi hep bu yüzden.

SOLİTİN bir trikalsit bileşiği. Yani doğada en bol ve bedava bulabileceğiniz türden, tebeşir gibi, alçı taşı gibi. Oysa bu bileşik böbreklerden atılırken tubuluslarda glomerüllerde birikiyor ve filtrasyonu yani böbreklerin kanı süzmesini engelliyor. Sonuç: Böbrek yetmezliğine uzanan ağır tıbbi sorunlar. Serum üre ve kraetinin düzeylerinde artış, devamlı yorgunluk hali, bellek ve konsantrasyon bozuklukları. Almanya Solingen üniversitesi Psikiyatri bölümünün 2009da yaptığı bir araştırmaya göre de şizofreni gelişimi... 

SOLİTİN​ TESBİTİ İÇİN:
Üretici firmalar SOLİTİN'i hiçbir şekilde ürün etiketlerinde bildirmiyorlar. 
Aldığımız ürünlerde SOLİTİN olup olmadığını yine de anlayabiliriz. 
Aldığınız sıvı ürünler (süt, ayran, çikolatalı süt vs) için: Bir metali (çatal, kaşık vs) el yakacak düzeyde ısıtın ve test etmek istediğiniz sıvıya batırarak çalkalayın, metali çıkardığınızda birbirinden ayrılmış öbekler halinde beyaz topaklar görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.
Peynir vs türü ürünlerde ise üründen bir parça alarak sirkeli suya koyun. Eğer sirkeli suyun üzerinde beyazımsı bir tabaka görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.
Çikolata, gofret türü ürünlerde ise ürünü elinizle basitçe kırın, eğer kırığın her iki tarafında süt beyazı noktalar varsa o üründe de SOLİTİN var demektir.

Bu bilgileri çevremize yayalım, lütfen. AB ülkelerinde izin verilmeyen bu katkı maddesinin üretici firmalar tarafından daha fazla kullanılmasını engelleyelim. 

Saygılarımla
Dr Gülden Semavi 
Hacettepe Tıp Fakültesi Biyokimya Uzmanı

22 Şubat 2024 Perşembe

H İ Ç

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce,
sormuş Hoca: “Sen kimsin?”
“Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam…
“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiiiç.” Demiş
“Daha niye kabarıyorsun be adam, demiş Hoca..
ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım.
——————————————-
Makam, mevki, rütbe, unvan; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır ve öldüğümüzde sadece çıplaklığımızı götürebiliriz bu dünyadan."

Doğan CÜCELOĞLU

30 Ocak 2024 Salı

GÜMÜŞ & CEVİZ

KARA VEBA ve GÜMÜŞ  

14. yüzyıla geldiğimizde Kara Veba salgını Avrupa’da yaşayanların %25’ini katlederken, 
tek etkilenmeyenler çingenelerdi.

Sebebi ise çingenelerin gümüşü enjekte edilebilir hale dönüştürüp, damar yolu ile vücuda vermeleriydi.

Peki, gümüş hangi özelliğinden ötürü insanlar katledilirken, çingeneleri vebadan dahi koruyabildi?

Gümüş iyonlarının en önemli özelliği, antibakteriyel olmasıdır ve düşük toksik özelliğe sahip olduğundan dolayı, üzerinde mikroorganizmaların bağışıklık kazanamadıkları ağır bir metaldir.

Bunun yanında gümüş elementi, antibiyotik özelliği gösterir ve bakteriyel enfeksiyonlarda, yanıklarda, yaralarda, kronik ülserde kullanımı oldukça faydalıdır. Gümüş elementi kolay reaksiyona girebilen bir metal olduğundan dolayı, zehri de hemen belli eder.

Doktorlar gümüşün faydalarını biliyorlar ve hastalarına eğer sağlıklı olmak istiyorlarsa gümüş tabaklarda ve gümüş çatal bıçak kaşık kullanarak yemek yemelerini tavsiye ediyorlardı.

Zehirlenmek istemeyen devlet adamları da genellikle gümüşten imal edilmiş bardak, tabak, çatal vb. eşyaları kullanmaktaydılar.

“Ağzında gümüş kaşıkla doğmak” deyimini ve varlıklı insanlar için kullanıldığını muhtemelen duymuşsunuzdur.

Bu deyimin kökeni, insanların gümüşün iyileştirici etkisini bildiklerinden yeni doğan çocukları koruması için ağzına kaşık koymalarından gelir.(?)

Gümüş bunun yanında, 450 tür bakterinin DNA’sını bozarak yok edebilen tek elementtir.

Vücutta bulunan sağlıklı hücrelerin hızlıca bölünerek çoğalmasını sağlayarak, günümüzde de halen görülen pek çok hastalığın yayılmasını engelleyebilen bir elementten bahsediyoruz.

Peki, ne oldu da gümüş hayatımızdan çıkarıldı? Madem bunca faydası var niçin bir şekilde vücudumuzun bu elementi almasını sağlamıyoruz?

Bu olayın çıkış noktası ta İkinci Dünya Savaşı dönemine kadar gider.

O dönem hastalıkların ve yaraların tedavisi için keşfedilen penisilin, sentetik olarak üretilmeye başlanır.

Ve böylece tıpta patenti alınmış sentetik ilaçlarla, büyük ilaç firmalarını çok zengin eden yeni bir çağ başlar. Bu şirketler patentini almadıkları hiçbir şeyi satamayacaklardır ve tabiatta bulunan maddeler de doğası gereği patentlenemezler(!).

Ve böylelikle içine doğduğumuz sistemin getirisi olarak gümüş bir şekilde hayatlarımızdan çıkarıldı.

Daha doğrusu tam manasıyla çıkarıldı demek yanlış olur, bir şekilde unutmamız ve onun yerine, firmaların ürettiği sentetik penisilini kullanmamız öğütlendi.

1906 senesinde bütün büyük ilaç şirketlerini satın alan John D. Rockefeller koloidal gümüşün ilaç satışlarının önünde engel oluşturacağının farkındaydı.

Bu sebeple Jude Abraham Felxner yardımı ile Amerika’daki tüm tıp fakültelerinde gümüş suyu konusunun işlenmeyeceği ve bu talimata uymayan tüm profesörlerin lisanslarının elinden alınacağını belirtmişti.

İşin ilginç tarafı Rockefeller, ailesinin hiçbir zaman ilaç kullanmasına izin vermedi.

Geçtiğimiz aylarda vefat eden David Rockefeller’in geride bıraktığı mirasa en çok katkı yapan sektörlerden birisi de elbette ilaç sektörü.

Manidar değil mi?

Gümüş elementi, tüm bu anlatılanlardan dolayı olacak ki bir şekilde hayatımızdan çıkarıldı.

Pek çok insan şu an için gümüş elementinin sonsuz faydalarından yararlanamıyor, çünkü bunlar bize ne anlatılıyor ne de kullanmamız konusunda teşvik ediliyor.

Aksine sürekli olarak, sentetik olarak üretilen 
ve patentlenmiş ilaçlar satılıyor. Bakalım insanoğlu bu ilaçlara daha ne kadar dayanabilecek…

Son olarak, içerisinde gümüş iyonu barındıran tek besin cevizdir.

Bu bilgilere okuyup, içinize sindiyse eğer tüketmeyi asla unutmamamız gereken en önemli besin CEVİZ’dir..

Alıntı

13 Ocak 2024 Cumartesi

Agora Meyhanesi

"BURASI AGORA MEYHANESİ" 

1890’da bir Rum olan kaptan Asteri , Balat çarşısında bir Meyhane açar.
 Meyhanesine de Rumca “meydan” anlamına gelen “Agora” adını koyar. 

Meyhane masa yerine kullanılan dev fıçıları ve ucuz şaraplarıyla kısa zamanda ün yapar. 
Ama meyhanenin ününü artıran olay ilgisiz bir biçimde İzmir kaynaklıdır.
Aradan zamanlar geçer...
Tarih 1959’dur.

Onur Şenli adında bir tıp fakültesi öğrencisi 
Komşu kızına aşık olur ama aşkına karşılık bulamaz. 
Aşk acısı ona soluğu birçok zaman, İzmir’in Agora semtinde aldırmaya başlar. 
Çünkü Agora salaş meyhanelerin mekanıdır.
 Bir gün bu salaş meyhanelerden birinde içtikten sonra eve gelir ve bir mektup yazmaya başlar aşkına.

Mektup şöyle başlar: 

“Sana bu satırları bir sonbahar gecesinin felç olmuş köşesinden yazıyorum.”

Onur Şenli, mektubun ileriki
 bölümlerinde fakına varır ki aslında bir mektup değil bir şiir yazmaktadır. 
Şiirine de şu adı koyar: 
"Gece, Şarap ve Aşk" 

Onur, şiiri yayımlatmak için fakültenin dergisine gönderir, 
şiiri kabul edilir.
 Şiir dergide tam basılmak üzereyken,bir gazetenin kültür-sanat editörü tarafından görülür. Editör şiiri yayınlar ama adını değiştirerek.
 
" Agora Meyhanesi."

Şiir o kadar sevilir ki, dillere pelesenk olur. 
Hatıra defterlerinde yer alır,
 sevgililerin kulaklarına fısıldanır,
şarkısı yapılır,
 Şarkıyı neredeyse ünlü olup da söylemeyen sanatçı kalmaz. 

Şarkıyı dinleyenler İzmir’deki 
Agora’dan habersiz Balat’ta ki Agora Meyhanesi’ne akın ederler.
 Çünkü şarkıdaki Agora Meyhanesi’nin burası olduğunu düşünmektedirler.
 Haliyle geceleri burası hınca hınç dolmaya başlar.
 Öyle popüler bir mekan olur ki tam 286 Türk Filmi’nin
 meyhane bölümleri burada çekilir.
 Yani ucuz şarapların satıldığı meyhane Türkan Şoray’ları, Fikret Hakan’ları, Ayhan Işık’ları, Cüneyt Arkın’ları ağırlamaya başlar.
 Sonraları kaderine terkedilir. 

AGORA MEYHANESİ

Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum
Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında

Saatlerdir boşalan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum
Tabağımdaki her zeytin tanesine
Simsiyah bakışlarını koyuyorum
Ve kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum.

Burası agora meyhanesi
Burada yaşar aşkların en madarası
Ve en şahanesi
Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir

Burası agora meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası?
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil
Bu da bir nevi namuslu serserilik

Dışarda hafiften bir yağmur var
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği
Gönlümde bütün dertlerin horan teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu

Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır
Umutlar tükenir, mezeler biter
Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden
Bu sarhoş şehrin üstüne
Birazdan bu yağmur da diner
Sen bakma benim böyle 
Delice efkarlandığıma
Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Her şeyden habersiz onu da yıkar
Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar?

Dedim ya burası agora meyhanesi
Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer
Burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mesut insanların dünyası."
 
(Kanserle savaşan Dr. Onur Şenli 
 tedavi gördüğü hastanede vefat eder 2017)

Alıntı


18 Aralık 2023 Pazartesi

NARDUGAN BAYRAMI

NARDUGAN,
ÇAM SÜSLEME VE AYAZ ATA
SÜMEROLOG MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ. 

Kabul edilenin tersine çam ağacı süslemenin eski bir Türk geleneği olduğunu savunan Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, bu geleneği Avrupa’ya Türklerin aktardığını belirterek şunları söylemektedir:

“Çam ağacı süslemek tamamıyla bir Türk  geleneğidir. Türk inancında yerin göbeğinden göğe çıkan bir ağacın varlığı kabul edilir. Bu, yaşam ağacıdır. Bu ağaç Sümerlerde de vardır. 

22 veya 23 Aralık’ta güneş daha uzun sürelerle dünyayı aydınlatmaya başlar ve günler uzamaya başlar. Gün ile gece sürekli kavga halindedir. 21 veya 22 Aralık’ta gün geceyi yener. Bunu yeniden doğuş Bayramı olarak adlandıran Türkler, bir bayram olarak kutlar. 

Türkistan’da Akçam denilen bir ağaç varmış ve bu ağaç başka yerde yetişmezmiş. Akçamı getirip eve koyarlar ve akçamın altına o yıl Tanrı onlara güzel şeyler verdi, güzel bir yaşam verdi diye Tanrı’ya hediyeler koyarlar. Dallarına da ertesi yıl için Tanrı’dan diledikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için bez ya da kurdela bağlarlar. O günlerde büyük bayram, şenlik yaparlar. Aileler toplanır, büyükler ziyaret edilir, özel yemekler yenilir ve güzel elbiseler giyilir. 

Bu gelenek Türkler yoluyla Avrupa’ya geçmiştir. Konunun Noel’le bir ilgisi yoktur. Hırıstiyan ükeleri son zamanda da bunu da doğrulamaktadır. İznik Konsili’nde (332) pagan geleneği olarak görülen bu geleneği İsa’nın doğuşu (25. Aralık) olarak kabul ederler ve bu gelenek Hıristiyanlara geçer. Ama Hıristiyanlar da ağaç süsleme pek yoktur. Ilk kutlamalar 16. yy’da Almanya’da başladığını biliyoruz. Bu gelenek sonra Fransa’ya ve oradan bütün yeryüzüne yayılır.”

Türkler’de Soğuk Hanı olarak bilinen Ayaz Ata, soğuk havalarda ortaya çıkan ve yoksullara yardım eden biri olarak ünlenmiştir. Türk halkı olan Etrüsklerin dilinde Ays, iye (kutsal/koruyucu ruh) demektir. Aysuna ise,  iye anlamına gelen Ays'ın yani “iyenin” demektir. Etrüskçe Aysuna sözü, günümüze bir kız adı olan Aysun olarak kalmıştır. 

Orta Asya Türk mitolojisinde Ay ışığından yaratıldığına inanılan Soğuk iyesinin adı Ayas'tır ve soğuk havaya neden olduğuna inanılmıştır. Yakıcı soğuk anlamına gelen “ayaz”, Ayın gökte rahtalıkla görüldüğü açık havalarda meydana geldiği için, soğuk havayı Ayas'ın gönderdiği düşünülmüştür. 

Anlaşıldığı kadarıyla antik Türklerin “iye” anlamında kullandıkları Ays sözü, daha sonra Orta Asya'da Soğuk İyesi Ayas'a dönüşmüştür. 

Hıristiyanlıkta bahsedilen Noel'den az bahsedersek kaynaklarda böyle geçmektedir:

Noel (St. Nikolaus), Türkiye'de Likya'da Patara'da 280/286 civarında doğdu ve bugün Kale'de Türkiye'de bulunan Kocademre, Myra'da 345-351 arasında öldü.
Noel (St. Nikolaus) hemen hemen tüm zorluklarda yardımcı olarak kabul edilir. 1555'ten beri, Noel ( St. Nikolaus) çocuklar için bir hediye taşıyıcısı olmuştur. Alıntı.

30 Kasım 2023 Perşembe

NEREDEYDİK ....

Atatürk yurt içi gezilere çıktığı bir gün Mersin de;şehirde ki büyük gösterişli binaları gördüğünde yanındakilere sorar;
                 -Bu köşk kimin? Kirkor'un...
                 -Ya şuradaki koca bina? Yorgo'nun...
                 -Peki şu? Salamon'un...
                
Atatürk artık sinirlenerek sormuş:
                 -Onlar bu binaları yaparken sizler nerelerde idiniz!?
                    
Toplanan kalabalık arasından üstü başı dökük bir köylünün cılız sesi duyulur. 
                   - Biz mi nerede idik Paşam!
                   - Biz Yemen'de, Tuna boylarında, Balkanlarda, Kafkaslarda, Arnavutluk dağlarında,Çanakkale'de,Sakarya'da bunların akrabaları ile savaşıyorduk Paşam savaşıyorduk!...
                 
Atatürk hatıralarında: ''...Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu aksakallı adam olmuştur'' der.

vicks kafur

VICKS çocukluğumuzdan günümüze kullanılan bir merhemdir. İçinde bulunan kafur ve mentol sayesinde sürülen noktalarda ki kılcal damarları genişleterek toksin attırır ve ağrıyı azaltır. Ayrıca ökaliptol, terebentin, mentol sayesinde solunum yollarını düzenler, ++

akciğerlerde salgıyı arttırır. VICKS'i sadece solunum yolları için kullanıyorsanız yanılıyorsunuz. İşte, VICKS'in bilinmeyen faydaları;
Gece yatarken ayak tabanlarınıza VICKS sürün, ovalayarak yedirin ve çoraplarını giyin.

Öksürüğünüz varsa hemen kesildiğini fark edeceksiniz. Özellikle gece oluşan öksürükleri bu uygulama hemen durdurur.
Uzun yürüyüşler ve spor sonrası oluşan kas ağrılarında Vicks ağrıyı giderir ve rahatlatır. Bu nedenle ağrıyan kaslarınızın üzerine
merhemi yedirerek sürmek çok etkilidir.

mantar
Ayak tırnaklarınızda tırnak mantarı varsa, Viks'i kullanın. Tırnaklara yaklaşık 2 hafta kadar viks sürdüğünüzde zamanla rengi koyulaşacak ve mantarlar ölecektir. Normal ve sağlıklı tırnaklar çıkmaya başlayacaktır.

Darbe sonucu veya düşme ile oluşan morarmalar da ve şişmeler de kullanılan viks, bölgeyi rahatlatır. Morluklar oluşmaz, şişmeler iner. Baş ağrısında alnınıza süreceğiniz bir miktar viks, basıncı azaltarak ağrıyı hafifletir.

Uyku probleminiz varsa, ılık su içine atılan viks'i odanızda bırakın. Viks'in buharı odayı doldurduktan sonra çok rahat uyuduğunuzu fark edeceksiniz.
Enfeksiyon kapmayı önlemek için yaralandığınızda viks kullanabilirsiniz.

Evinizde kedi besliyorsanız, kediler tırmalamayı severler. Kedinizin en çok tırmaladığı alana bir parça viks kullanın. Kokusu kedinizin o noktaya gitmesini engelleyecektir.

Bir kene tarafından ısırıldığınızı fark ederseniz hemen oraya viks sürün.
Güçlü olan kokusu kenenin hemen kendini bırakmasını sağlayacaktır.
Sivrisinekler tarafından çok ısırılıyorsanız açıkta kalan yerlerinize bir miktar viks sürün. Sivrisinekler sizi ısırmayacaktır. Ayrıca sivrisinek Isırığına sürülen viks, kaşıntıyı keser.

Gripseniz ve kendinizi kötü hissediyor ve hırıltılı öksürüğünüz varsa, göğsünüze veya sırtınıza viks sürün. Birer gazete kağıdı ile üstünü kapatın ve kıyafetlerinizi giyin. Göğsünüz yumuşayacak ve öksürük ortadan kalkacaktır.

Alıntı....

24 Kasım 2023 Cuma

gençliğe sesleniş

EY TÜRK GENÇLİĞİ!

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşenmeyeceksin. Bu imkan ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet fakrü zarüret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk İstikbalinin evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK   

Atatürk

11 Kasım 2023 Cumartesi

BEYAZ GÜL

BEYAZ GÜLÜN HAZİN ÖYKÜSÜ ”Atatürk’ün naaşı, 10 Kasım 1953 tarihinde , Etnografyadaki geçici kabrinden alınarak , törenle Anıtkabir’e nakledilmişti . Artık 10 Kasım günü Atatürk’ü anma törenleri burada yapılacaktı. 10 Kasım’dan bir gün önce , Latife Hanım’ı Ayaspaşa’daki baba evine genç bir hanım ziyarete gelmişti . Jale Tulga ( Org. Refik Halit Tulga’nın eşi ) Latife Hanım hastaydı, evden çıkmıyordu . Evin, üst katı alt kata bağlayan o görkemli merdiveninin başında, Latife Hanım ve onu ziyarete gelmiş bir genç kız duruyordu . Kırmızı halı kaplı merdivenin en üst basamağında, oymalı tırabzan başını tutmuş olan Latife Hanım, yorgun, hüzünlü, düşünceli genç konuğu ile vedalaşıyor. Bu genç hanım da Latife Hanım’ın elini öpüyor. Latife Hanım, bu eli uzun süre bırakmıyor ve sonra “Beni mutlu ettin . Teşekkür ederim . İyi ki geldin ,” diyordu . ‘Rica ederim efendim. Asıl ben size teşekkür borçluyum. Yarın Ankara’ya gidiyorum. Bana bir emriniz olabilir mi Ankara’da efendim ?’ Latife Hanım, genç kızın gözlerinden yüreğine bakıyor; dipten ve derinden dikkatle, “Ankara’ya öyle mi ? Kim bilir ne kadar değişti koca Ankara ? O şehri öyle merak ediyorum ki !” diyor. “Evet. Demek bana, ‘Bir isteğin var mı ?’ diyorsun. Pekâlâ. İşte sana bir sır daha doğrusu bir emanet. Yıllardan beri gerçekleştirmek istediğim bir şey vardı cesaret edip kimseye söylemediğim .” ‘Emredin efendim. Ben size hizmete hazırım, biliyorsunuz . İkisi de çok heyecanlıydı. Latife Hanım gülümsemeye çalışıyordu “Estağfurullah. Sadece bir rica… Ankara’da… Bir çiçekçiden, bir tek beyaz gül al lütfen . Ama bir tek. Onu Anıtkabir’e götür ve Mustafa Kemal’in mübarek kabrinde, yere bırak . Ayak ucuna . Kimden geldiğini o anlar, ama sen yine de , bunu Latife gönderdi der misin ? ALINTIDIR.

4 Kasım 2023 Cumartesi

UNESCO 1976

Yıl 1976 UNESCO, üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyor ki "Bu gün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir." Peki Öneri nedir? Öneri, onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı, UNESCO'nun 152 ülkenin devletleri ayni anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler: "Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?" Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur, ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler; "Genç delege arkadasım hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayi her ülke her problemimizde çare olarak aramaliyiz".. Sonra ne mi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tektir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke şu metne imza atar; Hani İsveç delegesi demişti ya "ne yani" diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler; "Ben ATATÜRK'ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum" İşte o muhteşem belge diyor ki; "ATATÜRK KİMDİR ; ATATÜRK ULUSLARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU" Bir filozof der ki "bir ülke için kıstas aradığınız zaman o ülkenin en büyük liderini gözden geçirin." şu anda kıstas arayan ülkelere sanıyorum bundan daha iyi bir metin gösteremeyiz.. İşte bu metin 152 ülke tarafından imzalanmıstır. Eşi olmayan devlet adamı metni. (Prof. Dr. İlnur Güntürkün KALIPÇI'nin yazısından)...

3 Kasım 2023 Cuma

EĞİTİM

GÜNÜN ÖĞRETİSİ: Bir gün yaşlı bir münzeviye sorarlar: ( Münzevi Arapça kökenli bir kelime olup, insanlardan kaçan, yalnız yaşamayı tercih eden insan anlamındadır. ) "Sürekli yalnız olmaktan bıkmıyor musun?" Münzevi cevap verir: - "Yapacak çok işim var. İki şahin eğitmem gerekiyor. Ve iki kartal. İki tavşan sakinleştirmek ve yılanı eğitmek. Eşeği motive etmek ve aslanı evcilleştirmek." + "Ama senin etrafında hiç hayvan göremiyoruz!" "Neredeler?" - "Onlar içimizde yaşayan hayvanlar." "İki şahin gördükleri herşeye saldırıyor. İyi-kötü, faydalı-zararlı. Onlara ayırt etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim gözlerim." "İki kartal dokundukları herşeyi mahvediyor, yaralıyor, parçalıyor. Onlara hizmet etmeyi ve zarar vermeden yardım etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim ellerim." "Tavşanlar her zaman kaçar, korkar ve saklanır. Onları sakinleştirip, zor durumlarla başa çıkmayı öğretmeliyim, beladan kaçmayı değil.Çünku onlar benim ayaklarım." "En zor kısmı yılanı izlemek. Sıkı bir kafeste, güvenli bir şekilde kilitli olsa da, her zaman saldırmaya, sokmaya, yakın olan herkesi zehirlemeye hazır. Bu yüzden onu takip edip, disiplinli olmalıyım. Çünkü bu benim dilim." "Eşek herkesin bildiği gibi çok inatçı, sonsuza kadar yorgun ve işini yapmak istemiyor. Bu yüzden ona şükretmeyi ve akışta olmayı öğretmeliyim. Çünkü bu benim vücudum." "Ve sonunda kral olmak ve herkese emretmek isteyen bir arslanı evcilleştirmek istiyorum. Gururlu, kibirli ve dünyanın kendi etrafında dönmesini istiyor. O aslanı terbiye etmeliyim. Çünkü bu benim egom." "Gördüğünüz gibi yapacak çok işim var" Alıntı Görsel : Kendisini münzebi olarak tanımlayan Lev Nikolevic Tolstoy

24 Ekim 2023 Salı

D O K T O R T E C R Ü B E S İ

Dr. Yanılıyor Olamaz. 😊😊😊 105 yaşında Ölen Japon Doktordan İlginç Açıklamalar S: Doktor, kardiyovasküler egzersizin ömrü uzatabileceğini duydum. Bu doğru mu? A: Kalp sadece şu kadar atar sonra durur, o kadar... Egzersiz yaparak zaman kaybetmeyin. Her şey eninde sonunda yıpranır. Kalbi hızlandırmak daha uzun yaşamanızı sağlamaz; Bir arabanın ömrünü daha hızlı sürerek uzatırsın demek gibi. Daha uzun yaşamak ister misiniz? Yan gelip yatın. S: Alkol alımımı azaltmalı mıyım? A: Ah hayır. Meyveden yapılır şarap. Meyve çok iyidir. Viski sonuç olarak damıtılmış şarap, bu ise meyvenin özünü içtiğiniz anlamına gelir ki faydalı bişeydir. Bira da tahıldan yapılır. Tahıl da iyidir. Yapıştır yürü! S: Düzenli bir egzersiz programına katılmanın avantajlarından bazıları nelerdir? A: Bir tane bile düşünemiyorum, üzgünüm. Felsefem: Acı yok..her şey güzel! S: Kızarmış yiyecekler sizin için kötü değil mi? A: ANLAMIYORSUNUZ! Bitkisel yağda kızartılmış yiyecekler. Daha fazla sebze almak nasıl kötü olabilir? S: Çikolata benim için kötü mü? A: Deli misin?!? HEL-LO-O!! Kakao çekirdeği! Başka bir sebze! Kendini iyi hissettiren en iyi yiyecek! S: Yüzmek vücudunuza iyi geliyor mu? A: Yüzmek şekil yapmak için iyiyse, bana Balina'yı açıkla. S: Forma girmek yaşam tarzım için önemli mi?* A: Merhaba! 'Yuvarlak' da bir şekildir! Pekala... Umarım bu, yiyecek ve diyetler hakkında sahip olabileceğiniz tüm yanlış anlamaları ortadan kaldırmıştır. Ve Hatırla: *Sonunda Japon Doktor özetledi: Bak Arkadaş! Hayat, çekici ve iyi korunmuş bir bedenle güvenli bir şekilde mezara gitme yolculuğu DEĞİLDİR!- Bir elde bira - bir elde çikolata - Vücut tamamen tükenmiş, tamamen yıpranmış ama "Vay bee!, hayat nasıl bir yolculuktu" diye bağırıyor!!!!!* Ne istersen ye çünkü yine de Öleceksin, motivasyonel konuşmacıların seni aldatmasına izin verme. 1. Koşu bandının mucidi 54 yaşında öldü 2. Jimnastiğin mucidi 57 yaşında öldü 3. Dünya vücut geliştirme şampiyonu 41 yaşında öldü 4. Dünyanın en iyi futbolcusu Maradona, 60 yaşında öldü. ANCAK 5. KFC mucidi 94 yaşında öldü. 6. Nutella markasının mucidi 88 yaşında öldü 7. Düşünsenize, sigara üreticisi Winston 102 yaşında öldü 8. Afyonun mucidi 116 yaşında bir depremde öldü. 9. Hennessey mucidi 98 yaşında öldü. Yav bu doktorlar, egzersizin ömrü uzattığı sonucuna nasıl ulaştı? Tavşan sürekli zıplıyor ama sadece 2 yıl, hiç egzersiz yapmayan kaplumbağa ise 200 yıl yaşıyor. Öyleyse biraz dinlenin, Rahatlayın, Sakin kalın, yiyin, için ve hayatınızın tadını çıkarın. SEVDİM BEN BU JAPON DOKTORU Alıntı

21 Ekim 2023 Cumartesi

H A C E mi H A. C I mı ?

HACE mi, HACI mı Hep söyleriz ama kimdir ,nedir neyin nesidir bu Hace Yada halk arasında yerleşik ismi İle Hacı Bektaş-i Veli.. araştırdım ve Meraklı olanlar okusun diye sayfama aldım.. işte bir tarih derlemesi ; - HACE BEKTAŞİ VELİ ‘Mİ? - HACI BEKTAŞİ VELİ ‘Mİ? Doğru olan Namı: HACE Bektaş-i Veli "Eline, Beline, Diline Sahip Ol" derken, Aslında bizlere ne demek İstemişti? Halk arasında; Eline sahip ol... Hırsızlık yapma. Diline sahip ol... Kötü söz söyleme. Beline sahip ol... Zina yapma. Genel anlamda bu şekilde kabullenilmiş ve yaygın olarak kullanılmış bir Hace Bektaş-i Veli sözü bu. Ancak Gerçek anlamda Hace Bektaşi Veli bu sözden yukarda verdiğimiz anlamı kast etmemiştir. HACE BEKTAŞİ VELİ' NİN gerçek maksadı nedir... ÖNCELİKLE: “Hacı” değil, “Hace” Evet... Aslı böyledir ama O' nun söylemlerini ve hayat felsefesini "eline, beline, diline sahip ol" diyerek basite indirgediğimizden ötürü, hacılıktan, hocalıktan çok daha ciddi ve üstün bir sıfat olan "Hace" sıfatını da "hacı" olarak değiştirmiş, dönüştürmüş bir toplumuz... Şüphesiz ki Hace Bektaş-i Veli’nin bu sözleri günümüzde kullanıldığı anlama geliyor olsa da, Aslında bu söz daha başka bir derinlik içeriyor... HACE, Anadolu Türkmenlerine o dönem şartlarını göz önüne aldığımızda derin bir mesaj veriyordu. Şöyle ki; Hace Bektaşi Veli’nin dönemi Anadolu’ nun Moğol istilası ile yanıp kavrulduğu, ihanetin, kahpeliklerin kol gezdiği bir dönemdi. Konya’daki Selçuklu Sarayı Moğolların kuklası haline gelmişti. Moğol istilasına direnen, örgütlenen Türkmenler Selçuklu saray yönetiminin Moğol işbirlikçisi yöneticilerinin ihaneti sonucu, devlet eliyle katledilir olmuştu... Bunun en bilinen örneği Karamanoğlu Mehmet Bey’dir. Karamanoğlu Mehmet Bey, Selçuklu sarayının Farsçayı resmi dil yapmasına karşılık; Karaman oğlu Mehmet Bey' de “Bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda türkçeden başka dil kullanılmayacaktır...” fermanını yayınlamıştı. Aynı zamanda Devletin içinde ki Moğol işbirlikçileri ilede amansız bir mücadeleye girişmişti. Karamanoğlu Mehmet Bey bunlara karşı mücadele etmiş ve şehit olmuştur. Diğer isimlerden biri de, “Ahi Evran” dır... Ahi Evran (Evren) da tıpkı Karamanoğlu Mehmet bey gibi Türk ve Türkmen düşmanı bu şer ittifakıyla mücadele etmiş ve şehit düşmüştür. İşte, Hace Bektaş Veli’nin bu sözlerinin altında bir Türk Milletinin kavgası, bir milletin mücadelesinin özü yatar... "Eline sahip çık" ifadesindeki "el", "il" dir. Yani yurt, vatandır... HACE, "ELİNE SAHİP ÇIK" derken. "İline, vatanına sahip çık demiştir." Hace Bektaş... “Beline sahip çık" ifadesindeki "Bel", “toprak" tır. Toprak Türk milleti için kutsaldır. "TOPRAK" Vatandır. Hace, Türk Milletine toprağına (beline) Vatanına sahip çık demiştir. Toprak bellenirse yani işlenirse ürün verir... İşini, toprağını boş bırakma, uğraşından geri kalma, toprağını işle, üretim yap toprağına sahip çık demiştir. HACE BEKTAŞ, "Diline sahip çık" ifadesindeki "dil", ağzımızın içindeki organ değil, Konuştuğumuz dildir. Yani lisanımızdır. TÜRKÇE DİLİMİZDİR... Lisanına, güzel Türkçemize sahip çıkın ki Farsçanın resmi dil olması karşısında dilimiz, lisanımız kaybolmasın demiştir. HACE BEKTAŞ-İ VELİ... Ne de güzel söylemiş, Lakin manasını kavrayan çok az kişi olmuştur. İşte Hace Bektaş Veli’nin bu sözlerinin anlamını kavrayanlardan biri de; vatanına, toprağına, lisanına sahip çıkmak için 19 mayıs 1919' da Samsun’ a çıkan ve milli mücadeleyi başlatan ulu önder Atatürk’tür. Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerinde vatanın düşman işgalinden kurtarılması için çalışmaları başlatan ve örgütlenmeyi sağlayan ulu önder, işte bu sözün manasını kavradığı için Ankara’ya gelişinden önce 22 ve 23 Aralık 1919 tarihlerinde Hacı Bektaş İlçesine uğramış, Hace'nin dergâhında 2 gün kalmıştır. O zaman; Ahi Evran gibi ol, "beline" sahip çık... Karamanoğlu Mehmet Bey gibi ol, "diline" sahip çık... Mustafa Kemal ATATÜRK gibi ol, eline/iline/diline, sahip çık... Ey Türk Milleti; Eline, beline, diline sahip çık, Uyuma Türk milleti... Kaynak: Osmanlı-Türkçe Sözlük, VIII. Baskı, Mustafa Nihat Özön, İnkılap Kitapevi *Hace*: Efendi, ağa, sahip, öğreten, öğretmen, hoca anlamındadır...🙏🙏💖💖 Ali Aksakal

2 Ekim 2023 Pazartesi

L İ D E R S E Ç İ M İ

Hayatında hiç Türkiye'ye gelmemiş, Amerikalı bir psikiyatri profesörü, Adı Arnold Ludwig, bir kitap yazıyor... Adı "Dağın Kralı" King of te Mountain" Dünyada ülke yönetmiş politikacılarla ilgili bu kitap, 20. Yüzyıl'da dünya liderleri ile ilgili bir seri araştırmayı kapsıyor... Bu çalışması 18 yıl sürüyor. Dünyadaki tüm liderler arasında 2000 kişi değerlendiriliyor.Örneğin, en çok Roosvelt ve Mao 30'ar puan almışken, Nehru'ya 25, Churchill'e 22, Kennedy'ye 15 puan veriliyor. Sadece bir tek lider 31 puanla ilk sırayı alıyor. Bu kapsamlı araştırma sonunda öne çıkan 377 devlet adamı belli ölçütlere göre tekrar değerlendiriliyor. Öne çıkan liderlerin hepsine aynı olmak üzere 200 kadar değişik kıstas uygulanıyor. Bu kıstaslara göre 1'den 31'e kadar değişen puanlar verilip değerlendiriliyor. Uygulanan testin tam adı “Political Greatness Scale” olarak tanımlanıyor ve buna göre sıralama yapılıyor. Bu lider “Visionary” (ileriyi gören, öngörülü, büyük görüş gücü olan) sıfatıyla, 20. Yüzyıl'ın en büyük devlet adamı unvanına layık görülüyor... Evet, işte o lider devlet adamı "Mustafa Kemal Atatürk'tür." Mektubu bize yazan Prof. Vural Cengiz;“En ilginç olan husus, yazılı ve görüntülü Türk medyasının bu haberi hak ettiği gibi duyurmamış olması” diyor ve ekliyor: “Türk halkı, gurur duyduğu Ata'sı hakkındaki bu güzel haberden mahrum bırakıldı. Bizlerin ilk görevi insanlarımızdan gizlenen bu gerçek bilgileri tüm millete iletmek.

25 Eylül 2023 Pazartesi

K A R A D U T

KARADUT Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın a gülüm Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın. II Sigara paketlerine resmini çizdiğim Körpe fidanlara adını yazdığım Karam, karam Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam Sıla kokar, arzu tüter Ilgıt ılgıt buram buram. Ben beyzade, kişizade, Her türlü dertten topyekün azade Hani şu ekmeği elden suyu gölden. Durup dururken yorulan Kibrit çöpü gibi kırılan Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan Sen benim mihnet içinde ya
nmış kavrulmuşum N’etmiş, n’eylemiş, n’olmuşum Cömert ırmaklar gibi gürül gürül Bahtın karışmış bahtıma çok şükür. Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum. Karam, karam Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam Sensiz bana canım dünya haram olsun. ___Bedri Rahmi Eyüpoğlu

9 Eylül 2023 Cumartesi

İzmir'in Dağlarında çiçekler ne pahasına açmış...

Teğmen Yıldırım toprağa düşerken... 30 kadar Yunan askeri..savunmasız Kuzuluk Köyü'ne girdi... Gözleri Fatma'ya takıldı.. 15'indeydi... “Taze incir gibi” dediler, sırıtarak… Kaçtı Fatma, evine kapandı,..kapıyı kilitledi.. Omuzladılar... Açılmadı... Yakalım dediler, evi yakalım, nasıl olsa çıkar... Çaktılar kibriti, alev alev… Çıkmadı Fatma.. Teğmen Şevket o sırada Uşak'tan geçiyordu. Sakarya'da şehit düşen Yüzbaşı Basri'nin anacığı yakaladı kolundan,..“Basrim nerde?” diye sordu. İçi çekildi Şevket'in, boğazı düğümlendi. “Arkadan geliyor ana” dedi... Söyleyemedi gerçeği… Ve, ömrünün sonuna kadar unutamadı bu yalanını, “kendimi asla affetmedim” diye yazdı, o güne dair hatırasını.. İstanbul'daki işgal kuvvetleri komutanı general Charpy.., öfkeden deliye dönmüştü... Elindeki haritayı yırttı, fırlattı attı.., “bu hızla yarın İzmir'e girerler” dedi.. İnanamıyordu. 250 bin kişilik devasa ordu.. Fahrettin Altay'ın süvarileri tarafından darmadağın edilmişti... Hayalet gibi, bi ordan bi burdan çıkıyorlar, birliklerin arasına dalıyorlar.., hızar gibi biçiyorlar, blok halinde hareket etmesi gereken orduyu, lokma lokma bölüyorlardı.. Kaçıyordu Yunan.. Ecel peşlerinde.. Ve, 9 Eylül… Çiçekler açıyordu İzmir'in dağlarında.. Bornova'dan boşaldılar aşağıya, dörtnala… Sonradan adı Kahramanlar olan semte geldiler. Ödenecek bedel vardı daha… İkinci tümen dördüncü alaydan Konyalı Mehmet.., Akşehirli Hakkı,.. Avanoslu Ahmet.., son şehitlerimiz… Bugün anıtları var orada. “Vatan ve Namus” yazıyor altında... Yüzbaşı Şerafettin, teğmen Ali Rıza, teğmen Hamdi, bismillah ilk iş, koştular Hasan Tahsin'in düştüğü yere, hükümet konağının alnı kabağına diktiler al sancağımızı... Minarelerden ezan sesi yükselirken, Belkahve'deydi Mustafa Kemal, İzmir'i seyrediyordu... Nif'te kendisi için hazırlanan bağevine gitti... Tek kat, taş, penceresiz, gaz lambasının ışığıyla aydınlanan, buram buram Ege kokan bağeviydi. Yorgundu. Yemek getirdiler, yemedi. Cıgara çıkardı. Kahve istedi. “Biliyor musun İsmet” dedi… “Bir rüya görmüş gibiyim.” Karabasanla başlayan, 3 yıl 3 ay 22 gün süren, mucizeyle biten bir rüya… Çiçekler açıyordu İzmir'in dağlarında. Karşıyaka'ya Alsancak'a Kadifekale'ye dalan süvarilerimiz, gözlerine inanamıyordu bu arada… Bütün şehir ay-yıldızlı bayraklarla donatılmıştı. Adeta “gelincik tarlası”na dönmüştü. Ne var bunda şaşılacak derseniz… İşgal edilir edilmez, evler didik didik aranmış, bütün bayraklara süngü zoruyla el konulmuş, ibreti alem için sokaklarda yakılmıştı.. E peki şimdi bu kadar bayrak nerden çıkmıştı..? Vaziyet kısa süre sonra anlaşıldı... Üç yıldır yokluk içinde yaşayan İzmirli kadınlar, bütün eşyalarını yok pahasına satmış, beyaz patiskalarını, kırmızı masa örtülerini saklamış, asla satmamış, yarıdan keserek, komşularıyla değiş tokuş etmiş, sabırla o geceyi beklemişti. O gece, 8 Eylül 1922'ydi.. Çıkardılar sandıklarından, kırmızı'nın üstüne beyaz ay-yıldız'ı diktiler… Bugün 9 Eylül... İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümü...Başta Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere bütün kahramanların şehitlerimizin.. gazilerimizin ruhları şad olsun.. '' Hilal ine yıldızına iyi bakın.. o Hilal ki bir milletin ışığı.. o yıldız ki pusulası..''

30 Ağustos 2023 Çarşamba

BÜYÜK ZAFER İN KISA HİKAYESİ

27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’a; Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’e; Kütahya'nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’e; Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir'e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’e; İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa'nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’a; İzmit ile Adapazarı'nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi'ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ye; Birlikleri ile İzmit ve adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’a; Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılan albay Hüseyin Rauf (Orbay)’a; İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatın Kuva-yı Milliye'ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet (Bele)’e; İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ye; Harbiye'de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üstü düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından "Hocam" diye hitap edilen, Büyük Taarruz'dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’ye; Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’ye; Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’ye; İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarman, bebeğinede sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’ya; Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’ya; Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’ye; Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’ye; Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’ye; Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’a; Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim içim savaştım" diyen İpsiz Recep’e; Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlayan İngiliz Kemal lakabıyla anılan Türk ajan Ahmet Esat (Tomruk)’a; Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’a; İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’ye; Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’a; İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e; Sebahat’e ; Zeliha’ya; Darülfünunlu Saime’ye; 12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’e; “Muhabere bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’e; Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’e; Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’ye; Nebile’ye; Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’ye; Ödemişli Fatma’ya; Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’ye; Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’ye; Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’ye; Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’ye; Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’a; Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’ye; Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’ye; Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’a; Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’ye; Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’a….. Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’e; “Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal'e... Minnetle, şükranla, saygıyla...

4 Temmuz 2023 Salı

KAYIP ÇOCUKLAR !

LÜTFEN DİKKAT ❗❗❗ Sandra Bullock demiş ki, "Gençlik Sırrım Çocuk Derisi❗"🙄😱😞 Amerikalı oyuncu Sandra Bullock, katıldığı bir televizyon programında genç kalma sırrını verdi. Sandra Bullock’un sözleri duyanları şaşkına çevirdi 55 yaşındaki Amerikalı oyuncu Sandra Bullock, genç kalabilmek için çocuk derisi enjekte ettirdiğini söyledi. Dünyaca ünlü oyuncu, canlı yayında" genç kalmak için çocuk derisini kendine enjekte ettirdiğini" söyledi Programı sunan sunucu da bu derilerin sünnet olan Koreli çocukların derileri olduğuna vurgu yaparak, " ama sektörün sadece sünnet olan çocuklar üzerinden dönmediği ve talebi karşılayamayacağı "belirtildi. Bullock'un bahsettiği 'çocuk derisi' enjekte ettirme operasyonun, sadece sünnet olan Koreli çocuklardan elde edilmediği, mülteci çocukların da tüm organlarından ve derisinden üretildiği öne sürülüyor. Aynı şekilde çocuk kanından üretildiği belirtilen Adrenochrom'un da genç ve güzel kalmak isteyen ünlü ve zenginlere enjekte edildiği biliniyor. Söz konusu yöntemin, seansının 650 dolar olduğu belirtiliyor. Onların Güzellik Reçeteleri Çocuk derisinden imal edilmiş. Adrenochrome vücutta salgılanan adrenalinin (epinefrin olarak da biliyor) oksitlenmiş halidir. Çocuk vücudu bu kimyasalı sadece korku veya heyecan sırasında salgılayabiliyor. Yani düşük yapmış bir kadının çocuğu değil. Özellikle kesici delici aletler ile azar azar yavaş yavaş öldürülen bir çocuğun salgılayabileceği bir şey. Şimdi bir daha soracağım. Siz hiç iğneli fıçı duydunuz mu? Çocuk korku içinde debelendikçe yaralanacak kanı Adrenalin hormonu dolacak, yavaş yavaş kanı akacak ve ölecek, birileri bununla gençleşecek Insan çok kötü... Kavm-i Lut ile yarışıyor.. HER YIL GARİBAN ÜLKELERDEN BİRÇOK ÇOCUKLAR NEDEN KAÇIRILIYOR? ! İLLÜMİNATİ HEP FAAL!!! ADRENOCHROME NEDİR? Çocuk derisi değil enjekte edilen,Adrenochrome vücutta salgılanan adrenalinin oksitlenmiş hali yani kimyasal bir uyuşturucudur. Vücut bu kimyasalı korku veya heyecan sırasında gerçekleşen adrenalin patlaması ile salgılar. Etkileri arasında çok etkileyici görsel renk, mutluluk, zindelik, kontrollü halüsinasyon, duyuların güçlenmesi, icat yeteceği, acı ve mutsuzluğa karşı duyarsızlaşma, yaşlanmanın P’ye yakın yavaşlatılması, erkeklerde ise iki kat fazla cinsel güç etkisi vardır. Bağımlılık yaratan diğer kimyasallardan çok daha etkili ve güçlüdür, o yüzden daha çok bağımlılık yapar ve kullanılmadığında inanılmaz hızlı çöküş yaşatır. Bağımlı olup Adrenochrome’a ulaşamayan kişilerin sol gözlerinin çevresinde morarma ve genel anlamda çok hızlı şekilde gelişen yaşlılık belirtileri oluyor. Adrenochrome genelde 0-9 yaş aralığındaki çocuklardan elde edilir ve kalitesi kurban edilen insanın yaşı ve ölüm anında salgıladığı adrenalin miktarına bağlıdır. Bu sebeple en kaliteli Adrenochrome, 9 yaş altı çocukların işkenceye ve dehşete sokulması vasıtasıyla elde edildiği söyleniyor çünkü küçük bir çocuk bir yetişkinden daha saf olduğu için hissedecekleri korkunun farkı, salgılanan adrenalinin kalitesini belirliyor. Peki bu kimyasal nasıl elde ediliyor? Potansiyel kurban işkence yöntemine maruz kalıyor ve ölüm süresi mümkün olduğunca uzatılıyor, bu sayede vücudun salgıladığı Adrenochrome miktarı çoğalıyor ve kurban öldürüldükten sonra boynun arka kısmından şırınga yardımıyla kimyasal emiliyor. Adrenochrome elitler için çok önemli fizyolojik ve psikolojik besin kaynağıdır. Darkweb’de dozunun fiyatı 30.000$ ile 50.000$ arasında değişiyor. Dünya üzerinde çocuk kaçakçılığı probleminin bu denli büyük olmasının sebebi de budur. Sizlere bir kaç ülkenin 2019 yılı kayıp çocuk vaka sayılarından bahsetmek istiyorum; ABD 460.000, İngiltere 112.000, Almanya 100.000, Hindistan 96.000, Kanada 104.531, İspanya 20.000 .. Her yıl yerkürenin çeşitli yerlerinden bir sürü çocuk kaçırılıyor, yeraltı tünellerinde eziyet görüyor, birilerine satılıp cinsel istismara maruz kalıyor ve kan emici elit kesimi ölümsüzlük iksiri oluyor... Hala ikna olmadıysanız bu kaçakçılığın ciddiyetini Wikileaks’in ortaklarından birinin paylaştığı bilgiler doğrultusunda da inceleyebilirsiniz. KAYNAKLAR ULUSAL BASIN DÜNYA DA BU HABERLE ÇALKALANIYOR❗

19 Mayıs 2023 Cuma

SEVMEKTEN KİM USANIR

ATATÜRK'Ü NASIL SEV(E)MİYORSUNUZ? Ağva'ya bağlı Çanaklı Köyü'nün kadınlarını bir araya toplayıp anadan doğma kalana kadar soydular. Çırılçıplak halde kocalarının katledilişini izlemeye zorlanan kadınlar, sonrasında toplu tecavüze uğradılar. Küpelerini almak için kulakları, bileziklerini almak için bilekleri, yüzüklerini almak için parmakları kesildi; acıyla kıvranarak can verdiler. Ateşe verilen Hacı İsmail Köyü ve erkekleri iple bağlanıp yatırılarak kurbanlık koyun gibi kesilen Karadere Köyü'nün kadınlarına tecavüz ettiler. İmranlar Köyü'nde, ırzlarına geçmek üzere bütün kadınları bir eve topladılar; kendilerini korumaya çalışanları lime lime doğradılar. Tekkeler Köyü'nde bacaklarından asılan on beş genç kızı, insan aklının alamayacağı işkenceler yaparak öldürdüler. Karamandıra Köyü'nde yağmaya direnen Hacı Mustafa'yı kurşuna dizip karısının ve kızının ırzına geçtiler. Irzına geçtikleri kızı, yaraladıkları bir ata bağladılar, at can havliyle oradan oraya koştukça kız parçalara ayrıldı. Çınarcık'ta, erkek çocukları, annelerine tecavüz etmeye zorladılar. Yaptıramayınca hepsini süngülediler. Kadınların karınlarını yarıp, kundaktaki bebekleri yardıkları karınlarına gömdüler. İzmir rıhtımında eşlerinden veya oğullarından haber bekleyen kadınların çarşaflarını yırttılar, hakaret ederek yerlerde sürüklediler... Maraş'ta, hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık yaptılar, peçelerini yırttılar... Karacaali'de, köyün kadınlarına kocalarının gözleri önünde tecavüz edip kurşuna dizdiler. Bu satırlar Hâkimiyeti Millîye'den: "Yunanlıların kadınlara ve kızlara yaptıkları tecavüz, üzerinden yüzyıllar geçse, kendilerini Türklere affettirmek için her şeyi yapsalar, bunu başaramazlar. Binlerce masum kız Yunanlıların eline düşmektense, kurşunla, süngüyle, ateşle ölümü tercih etmişlerdir." İkna olmayan, "resmî tarih(!)"in parçası bulan, inanmayanlar için, bu satırlar da bizatihi işgalciler, işkenceciler, tecavüzcülerle soydaş olan yabancı bir "kadın" gazeteci Berthe G. Gaulis'den: "Bilecik bir felaket ve acılar diyarı... Henüz dumanı tüten taş yığınları altında kim bilir ne kadar insan cesedi yatıyor... Tecavüze uğramamış genç kız veya kadın kalmamış... Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı..." Belki de bu nedenle, yani "işgal"in ne demek olduğunu en önce, en çok ve en fena biçimde onlar anladığı için, Türk Kurtuluş Savaşı'nın, Millî Mücadele'nin, Kuvayı Millîye'nin -yahut siz nasıl anıyorsanız o direniş günlerinin- "büyük hainleri" arasında bir tek "Türk kadını" yoktur! Onlar o sırada "hainlere" karşı yazılacak bir "destan"ın ön sözünü inşa etmekle meşguldür! Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından "Mebuslar" teslim bayrağı çekerken gazetelere yolladıkları "Millî haklarımızı ve ismetimizi koruyacak hükümet ve erkek yoksa, biz varız" ilanlarıyla eli silah tutan Türk erkeklerine tarihî bir ders verirler mesela! TBMM başkanlığına gönderdikleri, "Erkekler vazifesini yapmayacak, dinlerini ve vatanlarını, zevce ve hemşirelerini muhafaza etmeyecek kadar aciz ve ilgisiz iseler, düşmana karşı koymak için bize izin versinler. Yalnız topraklara gömerek paslandırdıkları silahları bize versinler. Irzımızı, namusumuzu, iffet ve ismetimizi biz kendi ellerimizle müdafaa edeceğiz" dilekçesiyle, vatan savunmasından kaçanları, yüzlerine tükürmekten beter ederler! Sultanahmet'ten Kastamonu'ya, Üsküdar'dan Bursa'ya memleketin her yanında "biz kadınlar bu hak cihadında en önde olacağız" diye onlar haykırırlar! Bütün bunlar olur, sadece Anadolu'da değil, Türk kadınları mütareke İstanbul'unda da sarhoş işgalci askerlere meze olmaya, üstelik de "gönüllü meze!" olmaya zorlanırken, onların dramına, çığlık atsalar duyacakları mesafedeki "saray"ında oturan Vahdettin, "işgal güçleri hangi dinden ve milletten olursa olsun onlara Türk misafirperverliği gösterilmesini" buyurur... Atatürk ise, "düşman kaçarken, kadınlarınızı ve çocuklarınızı dağlara ve emin yerlere saklayınız" diye bildiri yayınlıyordur! Padişah, varlığını "Allah'tan sonra işgalci İngilizlere" emanet ediyorken, Mustafa Kemal kadınların sadece ırzını ve canını kurtarmakla değil, vatanı o mezalimden kurtarıp bağımsızlaştırmak ve onlardan doğacak kız çocuklarının, kız torunlarının yerlerde sürüklenmeyip omuzlarda yükseltileceği bir rejimin temellerini atıyordur! Hâl böyleyken... Başka hiç kimseye değil sözüm, bu ülkenin Atatürk'e hakareti, Cumhuriyet'le savaşı marifet sayan kadınlarına bugün; Siz, nasıl yapabiliyorsunuz? Nasıl oluyor da, böyle bir "ADAM"ı sev(e)miyorsunuz?

13 Mayıs 2023 Cumartesi

Dersimiz HAYAT

Bir tren garında ölen Rus edebiyatının dev ismi Tolstoy’un son fotoğrafı ve Hayatı Sorgulatacak Ders Niteliğinde 17 Sözü: 1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. 2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın. 3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin. 4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir. 5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. 6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez. 7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın. 8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın. 9. Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir. 10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır. 11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır. 12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır. 13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür. 14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz. 15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin. 16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek. 17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.